08 Aralık 2014 Pazartesi, 11:09
Kazım Çetinkaya
Kazım Çetinkaya [email protected] Tüm Yazılar

Alper’in Fena Bitmiş Romanı Ya Da Ailenin Sorumsuzluğu

Alper’in Fena Bitmiş Romanı Ya Da Ailenin Sorumsuzluğu   Fatmanûr’un mektubunu, “iyi sonuçlanmış Bir Roman” başlıklı, üç gün önceki yazımda yayımladım. Fatmanûr’un da babası, memleketten ve değerlerimizden kopmuş olsa bile… Allah ona bilgili, azimli, milliyetçi bir ana nasip etmiş. Eşsiz anne, iki çocuğunu kurtarmak için, memlekete dönmüş, onları, dininin, milliyetinin ve gönlünün istediği değerler üzre […]

Alper’in Fena Bitmiş Romanı Ya Da Ailenin Sorumsuzluğu

 

Fatmanûr’un mektubunu, “iyi sonuçlanmış Bir Roman” başlıklı, üç gün önceki yazımda yayımladım.

Fatmanûr’un da babası, memleketten ve değerlerimizden kopmuş olsa bile… Allah ona bilgili, azimli, milliyetçi bir ana nasip etmiş. Eşsiz anne, iki çocuğunu kurtarmak için, memlekete dönmüş, onları, dininin, milliyetinin ve gönlünün istediği değerler üzre yetiştirmeğe çalışıyor.

Bugün de size,-ne yazık!- fena bitmiş onbinlerce romanımızdan birisini naklediyorum.

Bu roman, gurbette değil, anayurtta, dine, millete, töreye kaygısız “sosyetik” ana-babanın marifeti ile başladı. Paris’te acı son’a vardı.

Bu hikâye Tevfik Fikret’in Protestan papazı olarak Amerika’da ölen oğlu Haluk’un hayatına ne kadar benziyor.

Demek bu macera, ötekinden çok daha eskidir. Belki yüz yıla dayanıyor.

İnsanoğlunda, inanma ihtiyacı büyüktür, bunu da din karşılar

İslâm dini, bizi yoğurup yapıyor; milliyetimizin iki temeli dinimiz ile dilimizdir. Ancak onlar sayesinde Türk ve müslüman oluyoruz.

Düşmanlarımızın din ve dilimizi böylesine yıkmaya çalışmaları sebepsiz değildir.

Aşağıdaki facia, işçi, memur, tacir, köylü, esnaf, her vatandaşımızın başına gelebilir…

Anaları ve babaları da, çocuklarıyla beraber eğiterek Müslüman-Türk yapmak, devletimizin bütün imkânları ile koşması gereken kurtuluş hedefidir.

“Sevgili anneciğim ve babacığım;

Bu mektubumu okuduğunuz zaman üzüleceğinizi biliyorum. Aylardan beri sustuğum için de üzülüyordunuz. Ama ne yapalım, başka türlü elimden gelmiyordu. Beni affedeceğinizi, mazur göreceğinizi umarım.

Anneciğim ve babacığım,

Ben artık İslâm dinini terkederek, HRİSTYAN oldum. Eğer böyle yaptığım için bir günah işlemişsem bilin ki, bu günah tamamen size aittir. Çünkü siz bana dinimi öğretmemişsiniz. Ben, adımın müslüman olduğunu biliyordum, o kadar.

Fakat müslümanlık nedir? Nasıl olur? Peygamberim kimdir? Nasıl adamdır? Kur’an nasıl kitaptır, nelerden bahseder? Müslümanlıkta nasıl veya niçin ibadet edilir? İşte bütün bunlar bence bilinmeyen şeylerdir. Buraya geldiğim zaman bütün Fransız’ların dindar olduklarını gördüm. Hemen her evde birkaç İsa ve Meryem’e ait resimler vardır. Yemeğe oturdukları zaman dua okuyorlardı. Tatağa yattıkları zaman dua okuyorlardı. Ben ise onlara alık alık bakıp duruyordum.

Din, İman, Allah, Peygamber, Kur’an ve İbadet hakkında bir çok sorular sorarlardı. Ama ben hiçbirine cevap veremiyordum. Siz bana bunları öğretmemişsiniz. Hatta benim memleketimde oruç tutmak bir suç, namaz kılmak bir ayıptı.

Burada ise durum tam tersinedir. Ne kadar aldanmışız? Ne kadar aldatılmışız? Avrupa’nın dinsiz olduğunu zannederdik. Dinsizliği ilerilik, dindarlığı gerilik sayardık. Halbuki ne kadar yanlışmış bu.. Burada herkes dinden, imandan, İsa’dan bahsediyor. Dinsizler ise aslâ sevilmiyor. Genç, ihtiyar herkesin cebinde bir incil vardır. Bütün bunların karşısında içimde derin bir boşluk hissettim. Herkes ibâdet ediyordu. Ben ise, ne kendi dinimden ne de onların dininden bir şey bilmiyordum. Yavaş yavaş Hristyanlığı öğrenmek için bir merak sardı beni. Öğrendim ve nihayet işte HRİSTYAN OLDUM. Artık eğitim masrafımı kilise üzerine aldı.

Bundan sonra bana, ister mektup gönderin, ister göndermeyin, siz bilirsiniz. Ama tekrar ediyorum, eğer dinimi terkedip günahkâr olmuşsam bu günah tamamen size aittir. Allah sizi affetsin.”   Alper.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: