Son Dakika
23 Ekim 2017 Pazartesi
17 Ağustos 2016 Çarşamba, 08:30

Aklı İpotek Altına Vermek   Düşünmek, var olmak, sorumluluk yüklenmek, ıslah edici eylemler yapmak, kendiniz üzerinden yeni bir dünya tasavvur etmek, eşyaya anlam ve değer yüklemek, eşya ile Yaratıcı arasındaki farklılıkları tefekkür etmek, ve dahası. Bunları yapabilecek ana kaynak akıldır. Akıl, sahibini sorumlu kılan bir organdır. Öyle ki, akıl sayesinde insan kendi varlığını bilir, akılla […]

Aklı İpotek Altına Vermek

 

Düşünmek, var olmak, sorumluluk yüklenmek, ıslah edici eylemler yapmak, kendiniz üzerinden yeni bir dünya tasavvur etmek, eşyaya anlam ve değer yüklemek, eşya ile Yaratıcı arasındaki farklılıkları tefekkür etmek, ve dahası. Bunları yapabilecek ana kaynak akıldır.

Akıl, sahibini sorumlu kılan bir organdır. Öyle ki, akıl sayesinde insan kendi varlığını bilir, akılla kendini eşyadan ve mahlukattan sıyırır. Akıl ile, Rabbini tanır ve O’na doğru bir yol tutar veya yoldan çıkar.

Akıl, eğer sağlam bilgi, duygu ve hislerle beslenirse, oradan alemi doğru ve tutarlı anlamaya dönük eylemler üretir. Bu eylemlerin neticesinde sahih bir düşünme yapısına kavuşur ki, o da yaşadığımız dünyayı daha anlamlı bir haline getirme çabasına götürür sahibini.

Akıl, bizim dünyaya nasıl bir anlam ve değer verdiğimizin kodlarının belirlendiği bir alandır. Aklınıza hangi bilgi, duygu, sezgi ve mutlak bilgi olan vahy girerse, oradan işlenen bilgiler sizin düşünme biçiminizi tamamen etkileyecek ve sizi; siz olarak ortaya çıkaracaktır.

Bundan dolayı, evvela sağlam bilgilerle aklımızı doldurmalıyız ki, akıl bu bilgileri bir sistem içerisinde yorumlasın, özümsesin ve komut olarak, yaşantıya dönüştürsün.

Aslında beslendiğimiz kaynaklar, okuduklarımız, duyu organlarıyla beyne iletilen her şey, yaşantılar, travmalar, duygular vb. bizi meydana getirir ve kendi inşa sürecimize harç olarak, benlik binasının parçalarını oluşturur.

Öyleyse, kendimizi neyle beslediğimizi, hangi kaynaklardan beyin havuzumuzu doldurduğumuza dikkat etmeliyiz.

Zemahşeri şöyle der; “Lafızlar anlamların kalıbıdır”.

Aklımız kelime ve kavramlar kadar akleder. Lafızlara yüklenilen manaların çeşitliliği, derinliği, katmanlılığı, boyutluluğu sizin ne kadar anladığınızı ve anlamlandırdığınızı ortaya çıkarır. Yani, ruh bedende; ölüm hayatta nasıl saklıysa, lafız, kelime ve sembollerde insanın kendisinde gizli, saklı ve kendisi kadar sınırlıdır. İnsanın iç alemi, her türlü orijinalliğin kaynağıdır.

Buradan hareketle, aklı ipotek vermek demek, düşünce ve tasavvurların olmaması değil, bilakis bunların belli odaklar tarafından mecrasından çıkarılması, içinin boşaltılması ve anlam kaymasına uğratılması demektir.

İçi boşaltılmış, asli mecrasından koparılmış, kelime ve kavramlarla beslenen kişiler, Allah’ın bak dediği yerden Kur’an’a, sünnete, hayata ve kendi öz nefislerine bakamamışlar, heva ve heveslerinin kurbanı olmuşlardır artık.

Artık bu kimseler için vatan, millet, bayrak, ezan, iman kavramları başkalaşmıştır. Bir çok kavram ise mecrasından koparılmış, yeni şekillere bürünmüştür. Himmet, abi, tedbir, takiyye gibi…

Yaşadığımız 15 Temmuz istila kalkışması, insanlarda çok farklı travmalara yol açtı. Özellikle de mütedeyyin kesimde. Nasıl bir ruh haliyle, nasıl bir inanışla böylesi bir ihanetin içine girildiği üzerinde daha çok akıl yürütmeler yapılıyor ve yenilerinin de yapılacağı aşikardır.

İman ettiğini iddia eden, ülkenin yetişmiş akıl gücüne sahip olan, önemli mevkilere gelmiş insanlar nasıl acımasız, vicdansız mahluklara dönüşebiliyor, vatanına, milletine ihanet edebiliyor diye sayısız sorgulamalar yapılıyor.

Aslına bakarsanız bu sorgulama, geç kalınmış olsa da yine de çok önemli bir çaba.

ÇÜNKÜ;

Kur’an, bizlere yüzlerce defa aklınızı neden kullanmayıp, tefekkür, tedebbür, teakkül etmiyorsunuz diye bizi soru sormaya, sorgulama doğru sevk ediyor dersiniz?

Sorgulanmamış bir imanı taklid olarak gören ve bunu tahkike yükseltmek için yeri, göğü ve içerisindekilerin nasıl yaratıldığını sorgulamamızı, araştırmamızı isteyen, kainattaki harika düzenin nasıl işlediğini kevni ayetlerle açığa koyan, kendi varlığını dahi akılla ispata açan bir inanca sahip olacağız ama aklımızı ne dediği belli olmayan bir beşere teslim edeceğiz!

İşte sorgulanması gereken asıl konu, İslam’ı neden bilimden, fenden, sanattan, edebiyattan, tefekkürden uzaklaştırdığımızda saklı.

Bu soruya yürekten, içten samimi cevaplar üretmediğimiz sürece, insanları sel gibi önüne katıp, yokluk girdaplarına boşaltacak nice savruluşlara gebe oluruz.

Şimdi sorgulama zamanı, acaba aklımız ipotek altında mı?

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: