Son Dakika
24 Ekim 2017 Salı
10 Ocak 2017 Salı, 07:51
Zeynel Karataş
Zeynel Karataş [email protected] Tüm Yazılar

Ahmaklar İçin Yeterli…

Ahmaklar İçin Yeterli…   Mayıs 711 tarihinde Tarık Bin Ziyad İspanya’da 12 bin kişilik ordusuyla Kral Rodrik’in 90 bin kişilik ordusunu yenerek, Endülüs İslam Devletinin kuruluşunun ilk adımını atar.   İspanya’nın fetih sürecinde anlatılan bir hikâyeye göre; Musa b. Nusayr ( Emevîler döneminde ilk İspanya valisi) şehirleri zapt ederek İspanya içlerinde ilerlerken, birçok kalıntının da yer […]

Ahmaklar İçin Yeterli…

 

Mayıs 711 tarihinde Tarık Bin Ziyad İspanya’da 12 bin kişilik ordusuyla Kral Rodrik’in 90 bin kişilik ordusunu yenerek, Endülüs İslam Devletinin kuruluşunun ilk adımını atar.   İspanya’nın fetih sürecinde anlatılan bir hikâyeye göre; Musa b. Nusayr ( Emevîler döneminde ilk İspanya valisi) şehirleri zapt ederek İspanya içlerinde ilerlerken, birçok kalıntının da yer aldığı geniş bir araziye ulaşır. Orada dikili bir taş üzerinde oyma yazılarla şu yazıyı görür: ‘Ey İsmailoğluları (Araplar)! Sizin varacağınız son yer burasıdır. Artık geri dönünüz. Niçin döneceğinizi de bildireyim: Sizler aranızda kavga ve ihtilafa düşeceksiniz.’ Musa b. Nusayr buradan geri döner. Gerçek ya da yanlış, İber yarım adası üzerinde ki ilerleyiş durmuştur. Geri çekiliş farklı anlam ve boyutlarda hala devam etmektedir.

Ortadoğu’nun her karesi ilahi sitemin beslenme alanıdır. Bu coğrafyada 1400 yıllık İslam medeniyeti ile birlikte; Hz. İsa, Hz. Musa, Hz. Süleyman, Hz. İbrahim gibi peygamberlerin birbirlerine aktardığı kültür, dünyada “insan” kimliğinin oluşmasını belirlemiştir. Başka bir ifade ile insanlarda iyi/kötü, doğru/yanlış, helal/haram v.b. tüm kavramlar ilahi nizamdan beslenerek tanımlanmıştır. Medeniyet yapısı bu denli derin/sağlam olan toplumlarda tüm tehdit ve tehlikelere karşı, bağışıklık sisteminin gelişmiş olması beklenir. Binlerce yılın deneyimleri; İçtimai, iktisadi, eğitim, kültür alanlarındaki güç merkezinin bu coğrafyanın tekelinde kalmasını gerektirir. Sümerliler, Romalılar, İslam devletlerine kadar bu gelenek devam etmiştir. Günümüzde ise akla ziyan bir şekilde sosyal, ekonomik, eğitim ve kültür gücü; sığ/yeni batı medeniyetinin elinde olması düşündürücüdür.

Batının gelişim gösterdiği alanlar incelendiğinde; dini değerlerin (Hristiyanlığın) akademik ve itikadi düzeyde bir derinliği yoktur. Toplumda/bireyde derin bir din bilgisi ve inanç gücü olmadığı anlaşılır. Oysaki Din,  “İnsan” için mutlu ve müreffeh bir hayat için yol göstericidir. Batı toplumu kendi içinde müreffeh bir hayatı dine rağmen kazanmışsa; ya din gerçeklerinden (peygamberlerin öğretilerinden) uzaklaşmıştır ya da toplum dini baypas ederek bu gerçekleri yakalamıştır. İslam, nihai yol gösteren bir dindir. İnsanlığa müreffeh bir hayat verecek tüm dinamiklere sahiptir. Ancak Müslümanlar böyle bir hayat yaşamamaktadır. Bu formül İslam coğrafyasına uyarlanabilir. Yüzlerce yıldır İslam coğrafyası acı içinde yaşıyorsa, din ve toplumun Hz. Muhammedin öğretisi ile sağlaması yapılmalıdır. Bu din, tacirlerin (milliyetçilerin/mezhepçilerin/tarikatçıların) elinde satılan bir metaya dönüşmüştür. İslam, tacirlerin elinden kurtulamıyorsa Müslümanlar bu tacirlerin dinini baypas ederek gerçeklere (Kur-an’nın öğretilerine) ulaşabilmelidir. Böyle bir potansiyel toplum içinde her zaman vardır.

İslam medeniyetinin yüzlerce yıl önce geride bıraktığı bir eğitim sistemi vardı. Bu eğitim sisteminde insanlığa ışık tutan onlarca bilge/bilim adamı yetişti. Bu coğrafyanın gelenekleri oluşmuş ticari/ekonomik bir yapısı da vardı. Bu iktisadı yapı toplumun her hücresini besleyebiliyordu. Günümüzde ise bu sistemi batı, uyguluyor ve yaşıyor.  Batı medeniyeti; eğitimde, ekonomide, teknolojide ki başarısını geliştirerek sürdürmektedir. Onların uyguladığı metotlar, anlaşılmaz ve ulaşılmaz değildir. Batı ibni Sina’dan, İbni Rüşt’ten, El Cezeri’den nasıl yaralandıysa bizlerde onların bilim dünyasından yararlanabiliriz. Bilimden önce teknoloji transferi, bizleri sömürge haline getirmektedir. Özellerimizi koruyup önceliklerimizi planlamamız elzemdir.

Batı, yaşam tarzı ve düşünce dünyasında; komin/kabile/asabiyete dayalı hayat yerine, bireyin toplum/ toplumun birey için çalıştığı bir sistem geliştirmiştir. Dışında kalan dünya için ekonomik gücü, bir sopa gibi kullanmaktadır. Bu sopasını elinden düşürmemek için her yöntemi/girişmiş kendilerine mubah saymıştır. Beyin gücü, hazır bilgiyi kolay ve hızlı bir şekilde satın alarak teknolojisine entegre etmektedir. Ortadoğu “kendinden” olan kimliklerle (kendisiyle) savaşınca ekonomik gücünü ve irade yetisini kaybetti. Kadim medeniyetine karşı körleşti. Kışkırtma/provokasyonlarla kendisiyle cepheleşti. Öç/intikamların verdiği haz, ahmakların varlık amacına dönüştü. . Ulus devlet, üst kimlik/alt kimlik gibi fitne tarlaları toplumsal faylanmalara neden oldu. Bu tarlaların marabaları hiç bitmedi.

Batı, adına demokrasi dedikleri bir sitem geliştirdi. Bu sitemi kendi içlerinde adalet, eşitlik, özgürlük, dayanışma, paylaşma kavramları ile besledi. Kendileri dışındaki dünyaya bu sistemi ihraç ederlerken katliam, acı, açlık, sefalet olarak taşıdılar. Ortadoğu’da birçok beyin/akıl bunun farkındadır. Ortadoğu halkları, batının kendi içindeki müreffeh yapıyı koruyan demokratik yapıyı istiyor. Bu halkların yöneticileri ise demokratik bu anlayışı tersten uyguluyor. Kendi halklarını hakir görerek, onlara acıyı/açlığı/sefaleti yaşatırlarken, batıya karşı adil/eşit ve özgürlükçü davranıyorlar. Bu coğrafyanın alt kimlikleri ile tanımlananlar, batılılar kadar hak ve özgürlüklere sahip olamadı. Genelde Ortadoğu’da, özelde ülkemizin de en önemli sorununun bu olduğunu belirtmek gerekir.

1096-1272 yılları arasında birçok Haçlı Seferi/Akını/Savaşı yapıldı. Bu savaşlara katılan Hristiyanların çok azı geri dönebildi. İslam âlemi bu beladan 200 yılda ancak kurtulabildi. Beklenmedik bir şekilde Ortaya çıkan Selâhattin Eyyubi Kudüs’ü alarak bu sayfayı kapatmıştır. Bu büyük insanın tarihe geçen en önemli yönü onun bir adalet abidesi olmasıdır. Adil bir liderin dış tehditlere/tehlikelere karşı birleşmek için yeterli olduğunu göstermiştir. Rabbim bu halkları adil liderlerden mahrum etmesin.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: