Son Dakika
21 Ekim 2017 Cumartesi
06 Eylül 2014 Cumartesi, 17:02

Ahlak Ve Muhabbet   Gerçek şudur ki; insan hayatı Ahlaktan yoksun ise, cansız bir beden gibidir. İnsanlar Onsuz güvenliğe kavuşamazlar Toplumun bireyleri Ahlak kurallarına uymazsa, toplumun sonu çok acıklı ve ürkütücü olur. Çünkü Ahlaki normların çoğunun insanın maddi – manevi ve toplumsal hayatı üzerinde etkilidir. Ahlaksız toplum, insan görünümlü hayvanların zararlı fiillerini önlemek için sadece […]

Ahlak Ve Muhabbet

 

Gerçek şudur ki; insan hayatı Ahlaktan yoksun ise, cansız bir beden gibidir. İnsanlar Onsuz güvenliğe kavuşamazlar

Toplumun bireyleri Ahlak kurallarına uymazsa, toplumun sonu çok acıklı ve ürkütücü olur. Çünkü Ahlaki normların çoğunun insanın maddi – manevi ve toplumsal hayatı üzerinde etkilidir.

Ahlaksız toplum, insan görünümlü hayvanların zararlı fiillerini önlemek için sadece kafes hayatını hak eden hayvanat bahçesine dönüşür. Ve tabiatı bitiren, eforu yok eden, hava sahibi insanların eliyle güvenlik ve özgürlük, oyuncak halini alacaktır. Ve güçlünün zayıfı yeme oyunu başlayacak, gerçek insan hayatı kaybolacaktır.

Ahlak ile ne kastediliyor?

Ahlak: huluk’un çoğuludur, huluk nefsin en temel sıfatıdır ve insanları iyiliğe çağırır. Bu sıfat ile insan diğer varlıklardan daha mükemmel olur, sıradan insanlar bu sıfatın kıymetini bilmezler ve ona ihtimam göstermezler.

Ahlak insani şuurlarından bir şuurdur ki, evde aile ile, insanlarla çalışmada, işte, siyasette, ilimde, bütün mekanlarda istisnasız toplum hayatının bütün yönlerinde hayatın tanzimi ve düzenlemeleri ile gerçekleşir.

Tarihi incelediğimizde ahlaki yozlaşmanın neticesinde helak olan ve parçalanan milletleri görürüz. Tarihte nice yöneticiler, ahlaki zaaflarından dolayı halkı acıklı musibetlere maruz bıraktı. Ancak ahlaktan yoksun bu yöneticiler, zulümleriyle beraber helak oldular.

Birisi şöyle diyebilir: insan topluluklarında Mutluluk; ahlaki normlara dayanmaksızın ancak hukuk ve kanunların gölgesinde gerçekleşir.

Biz de ona deriz ki: ahlaki normlardan yoksun, sadece kanunların fayda sağlaması mümkün değildir. Zaten ‘beşerin tabiatı’ dediğimiz fıtratta, kanun ve nizama ihtiyaç duymaksızın fıtratın kendisi zaten uyulması gereken bir kanundur.

Dinimiz İslam, bizleri güzel ahlak terbiyesi ile terbiye etmiştir ki Nebi (sav) ahlaka ayrı bir önem vermiş ve şöyle demiştir: “Muhakkak ki ben, güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.”

Aslında Nebi (sav) bizlere şunu söylemek istiyor: Muhakkak ki İslam, insanların ahlakını güzelleştirmek ve kötü fikirlerini faydalı ve olgun fikirlere dönüştürür.

Rabbimiz, Nebiyi şöyle vasıflandırdı: Risaleti üstlenen, İslam ve Müslümanların temsilcisi ve faziletli ahlak örneği. K.Kerimde şöyle buyurulur: “Muhakkak ki Sen Mükemmel bir ahlak üzeresin.”

Yani üstün ahlakın temsil, doğruluk, güvenirlik, tevazu, af edici iyiliksever cömertlik sabır merhamet cesaret gibi nefsi güzelleştiren, Allah’ın emri gereği örneğimiz ve terbiye edicimizdir.

Denilir ki hastalık sadece bedende olmaz, bilakis ahlakta da olur. Bu nedenle kötü ahlaklı birini gördüğünde şifa bulması için ona dua et. Seni buna yani kötü ahlaka müptela kılmadığı için Allah’a dua et. Bundan dolayı ahlaka sarılmamız gerekir ki Allah bunu emretti ve Onun Rasulü faziletli ahlakı tavsiye etti. Hepimizin bildiği Hz.Yusuf’un ahlakı, güzel ahlakından dolayı kendisini hapishaneye attıran Züleyha’yı, kendisini kuyuya atan kardeşlerini affetmesidir. Ancak Allah teâlâ onu mülk ile mükâfatlandırdı. Allah’u teâlâ biz Müslümanlara bir toprak parçası verdiğinde biz, yeryüzünün tamamını isteriz.

İslam, sadece ahlakı tavsiye etmiyor. Bilakis Resul (s.a.v) vasfı olan ve toplamların oluşmasında esas olan, onsuz imparatorlukların yıkılmasına sebep olan muhabbeti tavsiye etmiştir.

Muhabbet, islamın vazgeçilmez sıfatıdır. Bazılarının iddia ettiği gibi muhabbet Hıristiyanlığa has bir sıfat değildir. Bilakis bu sıfat Müslümanların sıfatıdır. Resul (sav) Mü’minlerin birbirilerini sevmede birbirlerine merhamet etmede, birbirlerine karşı şefkat göstermedeki misali, bir organı muzdarip olduğunda, diğer bütün organların da geceyi uykusuz geçirmede ve sıtma ile geçirmek aynı ıstırabı paylaştığı bir ceset gibidir.

Hadiste sadece muhabbet/sevme diyerek durmadı bilakis “tek bir ceset” gibi diyerek devam etti. Ceset bütün uzuvların birbirlerine yardım etmesidir.

Şayet sevmeye gücümüz yetmiyor ise en azından buğz etmemeliyiz, çünkü kalpte buğz ve nefret var ise orası şeytanın meskeni olmuştur. İnsanlara faydamız olmuyorsa en azından zararımız olmamalıdır.

Rasul (sav) şöyle demiştir : “Kendi nefsi için istediğinizi mü’min kardeşiniz için de istemedikçe iman etmiş olamazsınız”.

Şayet insanlar bu hadis ile amel ederlerse, aralarındaki husumetlerin ve kötülüklerin çoğu ortadan kalkar; Barış, hayır ve emniyet umumiyetle yayılır. Bu da kalbin fitne, haset, nefret ve aldatmadan kurtulmasıdır.

Çünkü İslam, dışa ve şekle önem veren bir din değildir. Hatta Allah’ın kısmet ettiğine razı, hayatıyla mutlu, Allah sevgisi, insan sevgisi ve hayır sevgisi insan kalbinde olması gereken kadardır.

Size sahabe ve Müslüman hayatlarından bir kıssa aktarayım. “Ebu Bekir sıdık (r.a.) halife seçildikten sonra, medineye ömer bin Hattab (r.a.)’ı kadı tayin etti. Ancak Ömer, bir sene boyunca kadılık makamını hiç açmadı, ona kavga eden hiç kimse gelmedi. Ebu bekir’den kadılık görevinden alınmasını istedi. Ebu Bekir: Ey Ömer, Kadılık görevinin meşakkatli oluşundan dolayı mı kadılıktan alınmak istiyorsun. Ömer: “Yok Ey Allah Rasulünün Halifesi. Mü’min bir kavmin yanında bana (Kadıya) ihtiyaç yoktur. Onlardan herkes kendi haklarını biliyorlar. Ve fazlasını istemiyorlar. Kendilerine neyin vacip olduğunu biliyorlar. Görevlerini yerine getirmede hiçbir eksiklikte bulunmuyorlar. Onlardan her biri kendisi için istediğini kardeşi için de istiyorlar. Onlardan bir şey kaybolduğunda arıyorlar. Biri hastalandığında ziyaret ediyorlar. Fakirleştiğinde yardım ediyorlar. Bir musibete duçar olduğunda sıkıntısına ortak oluyorlar. Dinleri nasihattir. Ahlakları iyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak olan bir topluluk mu birbirlerine düşmanlık yapacak, bunlarda düşmanlık olur mu? Ömer bin Hattaba, tam bir yıl süren kadılık görevinde hiçbir iş düşmedi. Dünya hayatı için yarışmayan ve onu küçük gören, Ahiret hayatına gereği gibi yönelen, kalblerinde iman olup bu ihtimamı yücelten hayırlı Medine halkının Kadılık işlerine ihtiyaç duymadığına kani olunca bu kadılık makamının ve yerinin sürdürülmesini istemedi. Bütün bunlardan dolayı aralarında düşmanlığa imkan kalmadı. Eğer bir problem söz konusu olursa onlar, süratle hakka gidiyorlar, kadıya ihtiyaç duymuyorlar.

Muhabbet, bütün problemlerimizin ilacıdır. Sevgiyi kendimize kalkan edinmemiz lazım, Vesile edinmemiz lazım ve Amaç edinmemiz lazım. Çünkü, bir hayır kalpten gelmeyerek sadece zahiren yapıldığında; ya insanlar onu zorla yapıyorlar ya da kanunların hükmü ile uyuyorlar, ya da İntikamdan korktuğu için yapıyorlar ya da utandığı için yapıyorlar ya da şereften dolayı yapıyorlar. Yani insanların hayır işlemesi insanların kendisini beğenmesi için yapıyorlar.

Öncellikle insanların hizmet etmeden önce her insanın sevgiyi öğrenmesi gerekir, çünkü insanlar geniş bir kalbe ,hislerine ortak, üzüntüsüne üzülen, sevinmesine sevinene ihtiyaç duyuyorlar, ve yine insanların sıkıntılarını üstlenen kalbe ihtiyaç duyuyorlar. Sevgi ile bütün insanları kazançlı kılabilirler.

Nehrin bütün suyundan içmeliyiz. Ondan bütün insanlar içerler. Güzel kokular veren çiçeklerinden almalıyız. O çiçeklerin kokusu bizi rahatlatır. Taki onu koparana kadar. Ve ellerimizle ezeriz. Yine de onun güzel kokusu hayatımızın sonuna kadar devam eder.

Şunda şüphe yok ki, insanlık binasının yükselmesi ve toplumların kenetlenmesi, sevgi ile fertler arası yardımlaşma ile olur. Genellikle sükunet, buğz etmekten uzak durmak, ve muhabbete yakın durmakla olur. İnsanların dini ve insani hareketleri güzel bir ahlakın özelliklerindendir.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: