Son Dakika
21 Ekim 2017 Cumartesi
03 Ekim 2014 Cuma, 03:28
Kazım Çetinkaya
Kazım Çetinkaya [email protected] Tüm Yazılar

Âhî Evran-ı Veli Ve Âhî’lik Bayramı (2)

Âhî Evran-ı Veli Ve Âhî’lik Bayramı (2) Osmanlı müesseseleri üzerinde Bizans’ın büyük tesiri olduğu iddialarını “ispat edilmesi gereken bir görüş” değil de “ispat edilmiş bir mesele” gibi görenler bu peşin hükümlerine paralel olarak Âhî birliklerini de Bizans localarının bir devamı olarak görmektedirler. Ancak genel çerçeve içinde bu iddiaların hiç de doğru olmadığı üstad, mütefekkir Fuat […]

Âhî Evran-ı Veli Ve Âhî’lik Bayramı (2)

Osmanlı müesseseleri üzerinde Bizans’ın büyük tesiri olduğu iddialarını “ispat edilmesi gereken bir görüş” değil de “ispat edilmiş bir mesele” gibi görenler bu peşin hükümlerine paralel olarak Âhî birliklerini de Bizans localarının bir devamı olarak görmektedirler. Ancak genel çerçeve içinde bu iddiaların hiç de doğru olmadığı üstad, mütefekkir Fuat Köprülü tarafından ispat edilmiştir.

Bizans locaları devlet tarafından bazı kamu görevlerini yerine getirmek üzere kurulmuş meslekî teşkilatlardır. Âhî birlikleri ise, devlet otoritesinin dışında kurulup gelişmiştir.

Bizans locaları devletin sıkı denetimi altında çalışırdı. Herhangi bir locaya üye olabilmek için imparator ya da imparatorun görevlendirmiş olduğu kişilerden birinin onayını almak gerekiyordu.Localara giren bir daha ayrılmamaktaydı. Âhî birliklerinde ise, doğrudan bir devlet denetimi yoktur. Kuruluş yıllarında devlet Âhî birliklerinin yönetimine karışmamıştır. Daha sonraki dönemlerde ise birlik yönetimine seçilen bazı görevlilerin görevlerine hükümet yetkililerinin onayından sonra başlaması prensibi getirilerek dolaylı bir denetim sağlanmıştır. Âhî birliklerine üyelik serbesttir. Üyeliğe kabul işlemleri teşkilat yetkililerince yapılır ve devlet buna müdahale etmez, üyeler de istedikleri zaman teşkilattan ayrılabilirlerdi.

Bizans locaları yalnız tüccar ve sanatkârları üye olarak kabul ederlerdi. Bir bakıma localar kuruluşta ekonomik amaçlarıydı. Âhî birliklerinde ise Âhî’lik prensiplerini kabul eden ve işi olan herkes üye olabilirdi.

Bizans locaları tarafından üyelerin uyulması için konulacak kaideler siyasi otoriteler tarafından tesbit edilirdi. Âhî birliklerinde ise bu kaideler Âhî’lik kaidelerinden çıkarılarak yöneticilerince korunurdu.

Aralarında bu derece yapı ve amaç farkı bulunan Bizans locaları ile Âhî birliklerinin devamı olan teşkilatlar olarak saymanın haklı sebebi yoktur.

Materyalist dünya görüşünü reddeden  Âhî’lik, hem dünya hem de ahireti birlikte düşünen bir inanca sahiptir.

Âhî’likte mal, servet ve sadece kazanç için çalışmak hiçbir zaman kendi başına bir anlam taşımaz. Bunlar ancak kendinden üstün bir gayenin gerçekleşmesinde vasıta oldukları takdirde bir değer ifade ederler. Meselâ; Başkalarına muhtaç olmamak için, veya başkalarına yardım etmek için kazanılan para değerlidir. Ama, para kazanmış olmak için, para kazanmak, başka bir deyişle, para kazanmayı gaye haline getirmek, Âhî’lik düşüncesine terstir. Çünkü vasıta olan para, gaye haline gelirse, gaye olan ahlakî değerler de vasıta haline gelir ki, bu son derece ahlaksız bir dünya görüşünün temeli olur. Meselâ, para kazanmak gaye olursa, başkalarına yardım etmek de bir vasıta olur. Bunun uygulamadaki sonucu kişilerin daha çok para kazanmak için başkalarına yardım yapmasıdır. Hayır yapmak için değil de, başkalarının itimadını, güvenini ve saygısını kazanarak, kârını artırmak isteyen tüccarların fakirlere bu gaye ile mal dağıtması veya para vermesi, böyle bir zihniyetin mahsulüdür. Genellikle buna yardım değil, kazanç usulü denilebilir. Çünkü gaye fakirlere yardım etmek değil, onları vasıta olarak kullanıp, daha çok para kazanmaktır. Yardımın vasıta olarak kullanılmaması için islâm dini “Sağ elin verdiğini, sol el bilmemelidir” ölçüsünü getirmiştir.

Âhî’lik mülkiyete karşı değildir. Ancak Allah’ın “..ta ki servet içinizde yalnız zenginler arasında dolaşan bir devlet olmasın” emri uyarınca servetin belirli ellerde dolaşmasına karşıdır. Bu sebeple sermaye artırımı ve aşırı kazanç arzusu kesinlikle engellenmiştir.

Sabahleyin dükkanların açıldığı zaman her esnaf birlik odalarının önünde toplanır, bir kişi umum adına dua eder, sonra da dağılarak herkes dükkanını besmele ile açardı. Sabahleyin ilk müşterisiyle alışveriş yapan bir esnafa, ikinci müşteri gelirse ve komşusu henüz siftah yapmamışsa müşteriye bütün samimiyetle şöyle derdi:

“Kusura bakma efendim, Allah berketini vere, ben bu sabah siftah yaptım. Senin istediğin mal karşı dükkanda da var, o daha siftah etmedi, siz ondan alın” derdi.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: