Son Dakika
23 Ekim 2017 Pazartesi
01 Ekim 2014 Çarşamba, 07:40
Kazım Çetinkaya
Kazım Çetinkaya [email protected] Tüm Yazılar

Âhî Evran-I Veli ve Âhî Lik Bayramı

Âhî Evran-I Veli ve Âhî Lik Bayramı Kırşehir’de zaviyesi ve türbesi bulunan Âhî Evran, Türk işçi ve esnafının büyük bir piridir. Âhî Evran, Horasan’lıdır. Fakat hangi şehirde doğmuş olduğu belli değildir. Mensup olduğu ailesi hakkında henüz bir belge yoktur. Yalnız fakir bir babanın oğlu olduğu bilinmektedir. Âhî Evran 1236 tarihinde Horasan’da doğmuştur, diyenler de vardır. […]

Âhî Evran-I Veli ve Âhî Lik Bayramı

Kırşehir’de zaviyesi ve türbesi bulunan Âhî Evran, Türk işçi ve esnafının büyük bir piridir. Âhî Evran, Horasan’lıdır. Fakat hangi şehirde doğmuş olduğu belli değildir. Mensup olduğu ailesi hakkında henüz bir belge yoktur. Yalnız fakir bir babanın oğlu olduğu bilinmektedir.

Âhî Evran 1236 tarihinde Horasan’da doğmuştur, diyenler de vardır. 27 yaşlarında Konya’ya gelmiştir. Üç sene Anadolu’da dolaştıktan sonra Kırşehir’e yerleşmiştir. Asıl adı Şeyh mahmut olup ünvanı Niğmetullah’dır. Âhîler ona sultan Âhi Evran derlerdi. Tasavvuf ehli olduğunda tarikat mertebelerini geçtikten sonra Hak’kal yakin mertebesine erişerek Veli olmuştur. Bunun üzerine Âhîler’in Şeyhi olmuş, aynı zamanda 32 sınıf esnafın Piri olmuştur. Fakat Âhi’likte sanatı DEBBAĞ’lık (Deri sanatı) idi. Debbağlar onu Pir tanıdılar.

Osmanlı Devleti’nin kurulmasında büyük görevleri olan ve binlerce meslek sahibi yetiştirmiş olan Âhî Evran 1329’da 93 yaşında vefat etmiştir. Kabri Kırşehir’dedir.

Doksan üç yıl yaşayan, akla yâr, nefse düşman olan bu faziletli er kişi, tekkesine kapanmış, dünyadan elini eteğini çekmiş münzevi bir sofu ve softa değildi. O, hayatını kazanmak için diyar diyar dolaşmış, her sanat ve zanaata başvurmuş, “ elvan elvan” deriler istemiştir. Nasılki Hacı Bektaş-ı Veli köylerde, Türkmenler’in başına geçerek, çiftçilik yapmışsa, Âhî Evran da şehirlerde 32 sınıf esnafı bir başa bağlayarak tarikat çerçevesi içinde insanlara hayatlarını kazanmalarını öğretmiş, Horasan ellerinden bir Veli’dir.

Müslüman Türklüğe uzun ömürlülük kazandıran müeseselerin başında ÂHÎ’lik gelir. Âhi’liği bir beden olarak düşündüğümüzde, ruhunu Kur’an-ı Kerim oluşturmuştur. Kur’an-ı Kerim’de sık sık işaret buyurulan iki unsur var; biri İNANIŞ, diğeri YARARLI İŞ üzerinedir. Alimlerimiz bu iki unsurdan dört kapı kurmuş; “Bab-ı tarikat, Bab-ı şeriat, Bab-ı hakikat, Bab-ı marifet” demiştir.

Şimdiki sözlüklerimize göre, “AKIL, AHLÂK, BİLİM, ÇALIŞMA” kapıları olmaktadır. Bunları da ÂHÎ’liğimizin temeli olarak göstermiştir.

Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda da önemli rol oynayan Âhî birlikleri Müslüman Türk toplumunun ekonomik, sosyal ve kültürel hayatını tanzim eden kurumlardan biri olarak yüzyıllarca varlığını devam ettirmiştir.

“ÂHΔ kelimesi Arapça’da “kardeş” anlamına gelmektedir. Ancak, Divan-ı Lûgat-ı Türk’te ÂHÎ kelimesinin eli açık, cömert mânâsına geldiği kaydedilmektedir.

Âhî birlikleri her kurum gibi, belli ihtiyaçları karşılamak gayesi ile kurulmuşlardır. İslâm dininin Türkler tarafından kabulü dünya tarihinin en önemli hadiselerinden biridir.

Türkler’in kütle halinde yerleşik hayat tarzına geçmesi ekonomik yapıda da önemli değişikliklere yol açtı. Yeni hayat tarzında tarımın yanı sıra esnaf ve sanatkârlarında önemli bir yeri vardı. Ancak Türkler Anadolu’daki şehirlere yerleşirken bu bölgede el sanatları ve ticaret özellikle Bizans’ın geliştirdiği loncalar Rum ve Ermeniler’in tekelindeydi. “Asya’dan gelme sanatkâr ve tüccar Türkler’in, yerli tüccar ve sanatkârlar karşısında tutunabilmeleri, onlarla yarışabilmeleri, ancak aralarında bir teşkilat kurarak dayanışma sağlamaları, bu yolla iyi, sağlam ve standart mal yapıp satmaları ile mümkün olabilirdi. Âhî birlikleri bu şartların tabiî bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.(Devam edecek)

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: