Son Dakika
19 Ağustos 2017 Cumartesi
15 Haziran 2015 Pazartesi, 08:42
Naif Karabatak
Naif Karabatak [email protected] Tüm Yazılar

Adaletin kılıcı ne yana dönse?

Adaletin kılıcı ne yana dönse?   Herhangi bir konuda haklı veya haksızı ayırmak için adalete ihtiyaç duyarız. Bu da adaletin, hakkın gözetilmesi ve bunun yerine getirilmesi anlamına geldiğine inanırız. Doğrusu, “adalet” dediğimizde, bunun bir “hukuk kuralı” olduğunu düşünür ve genellikle de “işimize geldiği” kadar adil oluruz. Adaletin kılıcı bizden yana olduğunda sesimiz gür çıkar. Haklı […]

Adaletin kılıcı ne yana dönse?

 

Herhangi bir konuda haklı veya haksızı ayırmak için adalete ihtiyaç duyarız. Bu da adaletin, hakkın gözetilmesi ve bunun yerine getirilmesi anlamına geldiğine inanırız.

Doğrusu, “adalet” dediğimizde, bunun bir “hukuk kuralı” olduğunu düşünür ve genellikle de “işimize geldiği” kadar adil oluruz.

Adaletin kılıcı bizden yana olduğunda sesimiz gür çıkar.

Haklı olduğumuzu düşünüyorsak, hukuktan yana oluruz.

Haksız olduğumuza inandığımızda da sesimizin gür çıkması, haklıyı bastırmak içindir.

Lehimize sonuçlanan davalarda hakkın tecelli ettiği şeklinde yorum yaparız; haklı da olsak, haksız da.

Aleyhimize sonuçlanan her davada, adaletin çivisinin çıktığı, yargının güçlünün yanında olduğu şeklinde değerlendirmelerimiz olur.

Adaleti satın almaya kalkarız. Etkilemek için uğraşırız. Tehdit edenimiz çıkar. Toplum baskısı kurmaya çalışırız. İktidarsak eğer iktidar gücünü, siyasi nüfusumuz varsa onu, paramız varsa onu kullanmaktan çekinmeyiz.

Muhatabımız güçlüyse, zaten adalet güçlüden yana olduğu için potansiyel mağdur adayıyız.

Ama eğer muhatabımız güçsüzse bütün sindirme taktiklerini sonuna kadar kullanmaktan hiç çekinmeyiz.

Makam sahiplerinin hukuksuzluğundan dem vururuz; yetki elimize geçtiğinde aynı hukuksuzluğu yaptığımıza hiç kimse bizi inandıramaz.

Hayatımız boyunca adalet mücadelesi veren birisi olabiliriz. Hatta bunun için sesi gür çıkan STK’da görev de alabiliriz ama bazen alışverişimizde, bazen aile yaşantımızda, bazen eşimize davranışımızda, bazen çocuğumuza veya bazen de yakın akraba ilişkilerinde adaleti bir tarafa bırakır, çıkarımızı öne alırız.

Bazen bir çay parasıdır bizi adaletsiz kılan, bazen bir dolmuş ücreti veya paranın üstüdür.

Bazen bir çıkardır, bazen sevdiklerimizi koruma içgüdüsü ve bazen de sevmediklerimizden intikam alma çabası…

Başkasının haksızca elde ettiğini, aynı yolla biz elde ettiğimizde haklı olduğumuza ve bunu gerçekten hak ettiğimize inanırız.

Hayatın her alanında, günlük yaşamın içinde, evde, işte ve insan veya hayvanlarla münasebette adil birisi olup olmadığımızı test etmek kolay ama buna inanmak zordur.

Trafik ışığında, henüz yeşil yanmadan arkamızdan korna çalınmasına kızarız ama biz arkada olduğumuzda korna çalmaktan kaçınmayız.

Yaya olarak geçiyorsak, bütün araçların kurallara uymasını isteriz. Araçla gidiyorsak, kırmızı yandığı halde geçmeyi önemsemez, yayaların biraz daha beklemekten ölmeyeceklerine inanırız.

Bütün bunları gözümüzün önüne getirdiğimizde, aslında adaletin bir ahlak anlayışı, bir yaşam biçimi, bir inanç, bir ideoloji, bir insanlık şartı olduğunu anlayabiliriz.

İşte o zaman, ne kadar ahlaklıysak, o kadar adil olacağımız gibi, ne kadar ahlak yoksunuysak da, o kadar adaletsiz davranacağımızı görürüz.

Ve yine o zaman çivisi çıkanın yargı sistemi değil, bizim ahlak anlayışımız olduğunu daha net anlayabiliriz.

Tarih boyunca bütün düşünürlerin, bütün yargı mensuplarının, bütün siyasilerin, topluma yön verenlerin ve hayatın içinden herkesin uymak zorunda olduğu, aslında sadece bir ahlak anlayışıdır.

Farklı dinlerden, farklı inançlardan, farklı kültürlerden veya farklı ırklardan olmanın bir önemi yok; ahlaklı olduktan sonra bir başkasının hakkının yenmesinin imkânı yok.

Bu açıdan ben adalete, bir ahlak, bir medeniyet, bir insanlık olarak bakıyorum. Aksine ise tam tersi ahlaksızlık, medeniyetsizlik ve insanlıktan nasiplenmeme olarak değerlendiriyorum.

Bu nedenle bütün hukuk kuralları, bütün yargı kararları, bütün eğitim, bütün öğretim bir yana, ahlaklı olmak bir yanadır.

Eğer ahlakınız varsa, neyi nasıl yapacağınızı öğrenmeniz çok daha kolaydır. Aksinde ise neyi, nereden kendi lehinize çevireceğinizi, yasaların açığını ne kadar bulacağınızı, ne kadar adam kayırma yapacağınızı ve hep bu işten nasıl sıyrılacağınızı öğrenirsiniz, adil olmayı değil…

 

Tweetimden Seçmeler

Yazar, kendi aklıyla yazacak birikimi olsa da, bireysel özgürlüğe sahip değilse hep başkalarının aklıyla yazar.

 

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: