10 Mart 2017 Cuma, 07:51

Sıra No:2

ACELECİLİK, ÇABUKLUK

            Teknolojinin baş döndürdüğü bir çağda yaşıyoruz. Her gün kişisel veya toplumsal hayatımızı fevkalade etkileyen yeni yeni buluşlara, gelişme ve durumlara tanık oluyoruz. Herkeste, hepimizde bir telaş, bir koşuşturmadır sürüp gidiyor. Galiba dünyanın gidişatını da değiştirdik. Sanki o da kendi ekseni etrafındaki dönüşüne yeni yeni formatlar atıyor. Velhasıl, bütün canlı ve hatta cansız varlıklarda bir acelecilik sürüp gidiyor. Nereye, niçin, ne zamana kadar; belli değil. Belli olan, bir acele etme yarışında olduğumuz… İnsanın zaman zaman “Durdurun dünyayı inecek var!„ diyesi geliyor.

Peki; bizi böyle kan ter içinde bırakan, ayağımızı gaz pedalından çekmemize müsaade etmeyen acelecilik nedir acaba? Tanım olarak; bir konuyu yeterince anlamadan, önceki yüzeysel bilgilerimizle hareket etmek, onunla karar vermektir. Karşılaştığımız yeni durumla ilgili yeteri kadar düşünmeden, sebep ve sonuçlarını hesaplamadan hemen karar vermek, hemen uygulamaya geçmek… Nefsimizin “Yap!„ dediğini, masaya yatırıp enine boyuna irdelemeden, akıl süzgecinden geçirmeden pratiğe dökmektir. Kısacası, nefsimize esir düşmektir acelecilik.

Acele etmek, zihnimize yeteri kadar düşünme fırsatı vermemektir. Neden bu fırsatı vermediğimize gelince; zihnimiz o anda başka şey veya şeylerle meşgul de ondan…  Örneğin;  direksiyon başındayken çalan telefona cevap vermek, televizyon izlerken bir şey soran çocuğumuza tam cevap verememek, ayakta kahvaltı yaparken aile bireyleriyle konuşmak vb. davranışlar, zihnimizi aynı anda iki konuda düşünüp karar vermeye zorlamaktır. Durum böyle olunca ikiye bölünen bir zihinden sağlıklı bir karar beklenmez, beklenemez.  Bu bölünmüşlük (yani acelecilik) bakınız, ne gibi olumsuzluklara neden oluyor: Zihnimiz yoruluyor. Strese giriyoruz. Bir panik ve telaş hali kaplıyor organizmamızı. Boşuna enerji kaybediyoruz. Sinirleniyor ve geriliyoruz. Yemek yeme düzenimiz bozuluyor. (Ayakta ve hızlı bir şeyler atıştırıyoruz.) Kilo alıyor, obez oluyoruz. Yanımızdakilerle, karşımızdakilerle tam ve sağlıklı bir iletişim kuramıyoruz. (Anne evlatla, öğretmen öğrenciyle, amir memurla, işveren işçiyle vb.) Bunlar, ilk etapta aklımıza gelen acelecilikler… Peki; sonunda ne oluyor? Bir sürü kişisel ve toplumsal olumsuzluklar… Sınavlarda yapılan hatalar, trafik kazaları, tartışmalar, kavgalar, yıkılan yuvalar, cinayetler… Bir sürü maddî ve manevî zarar… Şöyle bir düşünelim: Bir ev veya araba alırken,  bir iş kurarken, evlenirken veya boşanırken hiç acele edilir mi? Edilmez ama, malesef ediyoruz. Oysa dinimizde acele etmemeyi, sabretmeyi öğütleyen o kadar buyruk var ki… Keza atalarımız; “Acele işe şeytan karışır. Acele eden, ecele gider. Geç olsun güç olmasın.„ gibi sözlerle aceleciliğin sakıncalarını ne güzel ifade etmişler. Beklemek… Demiri tavında dövmek… İşin kıvamına gelmesine sabretmek. Olgunlaşmasını, demlenmesini beklemek… Ne güzel şeyler değil mi?

Peki; günlük yaşantımızda acele davranmamızı gerektiren durumlar da yok mudur? Elbet vardır. Bunlar, yüce dinimizce de ruhsat verilen konulardır. Örneğin; Evimize gelen konuğu veya konukları yedirip içirmede (ağırlamada) acele etmeliyiz. Evlilik çağına gelen gençleri evlendirmede acele etmeliyiz. Namazları vaktinde kılmada acele etmeliyiz. Keza kırgınlıkları, küskünlükleri barıştırmada ve borç ödemede de acele etmeliyiz. Bunların her birinin çok önemli ve gerekli özel ve genel nedenleri var. Gereğini yaptığımızda hem kişisel, hem toplumsal barış ve mutluluğa, huzur ve güvene                                                   hizmet etmiş oluruz.

İsterseniz biraz da “çabukluk„ tan bahsedelim. Organizmanın hareketleri ile ilgili olan çabukluk; dış etkenlere karşı kas ve eklemlerin hızla harekete geçmesidir. Biz buna “çeviklik „ de diyoruz ki yersiz ve yanlış bir davranış değildir. Taşı gediğine koymak, demiri tavında dövmekle alakalıdır. İfrata ve tefrite kaçmadan, tam yerinde ve zamanında hareket etmektir. Miskinlikten, uyuşukluktan, tembellikten uzak durmaktır. Özel veya grupla yapılan işlerin birçoğunda yapılması gereken bir davranış… Özellikle sporcular için olmazsa olmaz derecesinde uygulanması gereken bir davranış… Öyleyse bize düşen görev; acelecilikle çabukluğu karıştırmadan, düzgün ve planlı bir yaşantı sürdürmektir. Ne acele edip ecele gideceğiz, ne de yan gelip yatacağız… Her şey; zamanında ve kıvamında olacak. Ne acele, ne tembelce…

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz
%d blogcu bunu beğendi: