31 Mayıs 2016 Salı, 08:57
Mehmet Özçelik
Mehmet Özçelik [email protected] Tüm Yazılar

31 MART VAK ‘ ASI – 3 –

31    MART       VAK ‘ ASI – 3 –

 

 Menemen olayından sonra verilen beyanatlar ya din adamına, ya bir tarikat mensubuna veya tekke üzerinedir.

            Kazım Özalp (TBMMBaşkanı):”Tekkeler ya mekteb yapılmalı, yahut yakılmalı. Bununla irtibatı olan diğer şahıslar da etraftan celbedilmelidir.”

            Gazi Paşa: ”Kumandanlar bilmelidirler ki bu tarikat (Nakşibendi tarikatı) yok edilecektir, siyasi irtibat aranacaktır.” Ve “Hiçbir yerde kutub ve Kutbul aktab bırakılmamalıdır.”, ”Şeyhlik ve müridliğe fiilen müdavim oldukları sabit olanlar hakkında ağır ceza tatbiki için kanun çıkarılmalıdır.”[10]

            Ancak Kubilay’ın çavuşu olan Mahmut Özkan şöyle diyordu: ”Olayı müslümanlara mal edenler yalan söylüyor.” O halde yalan söyleyenler utansın! Yalan söyleyen tarih utansın veya yüzündeki utanç perdesi kaldırılsın, aklansın…

            MİT Alanı Mahir Kaynak şöyle der:”1960’da basit bir-iki öğrenci ile darbe yapmak mümkündü. 71 müdahalesine gelindiğinde 1960’dan daha ciddi bir takım sebebler gerekiyordu. 1980’e gelince artık aynı gerekçe ile darbe yapılamazdı. Daha ciddi bir takım hareketler oldu. Şu anda yeniden darbe yapılması mümkün ise 1980’in ötesinde bir takım gerekçeler gerekiyor. Ya iç harp olacaktır, yada başka bir şey…Gerekçesi her hâlu kârda 80’i aşan ölçülerle olmalı.”[11]

            Nitekim 1997’de yapılan sessiz darbe; Postmodern bir darbe olarak tarihe geçti. Sivil-asker işbirliği…

            13-Şubat-1925’de:”Şeyh Said isyanı” ile “Takrir-i Sükun kanunu” çıkarılmış ve ”İstiklal mahkemeleri” kurulmuştur.

            23-Aralık-1930 Menemen olayı ile de Nakşibendi Şeyhi Esad Efendi gibi şahsiyetler ortadan kaldırılmıştır.”[12]

            Sanki olaylar, kanunlar ve uygulamalar için bir zemin oluşturulmuş ve o mecraya sürüklendirilmiştir.

            Kubilay’ın yakın arkadaşı ve Menemen’in eski belediye başkanı Bedri Onat şöyle der: ”Daha anlatamadığım hadiseler var…Anlatmak istemediğim değil de,  anlatmadığım, anlatamadığım hadiseler var.”[13]

            “Menemen Hadisesinin İç yüzü ”adlı kitabında Cevad Rifat Atilhan özetle şöyle bahseder: ”İttihatçı ve dünya siyonizmine bağlı Celal Bayar’ın sevk ve idaresinde bulunan bir iktidardan başka türlü bir şey beklenemezdi.” Ve “inkilab öncesi bütün kötü idare ve yolsuzluklardan bizzat o, yani Celal Bayar mesuldür. Arkadaşlarının başını yiyen de odur.”[14]

            “33 yılda üç insanın canına kıymayan mutlakiyet devrine mukabil, sekiz yılda hürriyet devrinde darağaçlarında asılmak veyahut kurşuna dizilmek suretiyle tam altmış bin insanın canına kıyılmıştır. Cehalet, ihtiras ve keyfi idare yüzünden cephelerde ölen üç milyon Türk bu hesaba dahil değildir.[15]

            “Osmanlı mali hayatı Sultan Selim devrinden itibaren Yasef Nazi tarafından ele geçirilmiştir. Bunlar şu anda dünya iktisadi hayatını elinde tutan Roçilt’lerin dedeleridir.

            Siyonist ve mason kesafetinin çok az olduğu yerlerde bunlar ellerinde mali imkanlara dayanarak hükümet adamlarını, parti liderlerini, naşirleri, müellif ve mütefekkirleri satın alarak dünya siyonizmi ve masonluğunun umumi menfaatlarını korumak ve müdafaa etmek için hamleler yaptırırlar.”[16]

            “İlk kominist merkez üyesi olan beş yüz  elli dört üyeden dört yüz kırk yedisi saf kan yahudi idiler. Yahudi olmayanlardan iki Polonyalı, bir çek, kırküç Litvanyalı, üç Finlandiyalı,  otuz Rus, on üç Ermeni, iki Gürcü, bir Macar, on iki Alman ve 447 yahudi.. Bu 447 kominist yahudiden yalnız ellisi 1917 büyük kominist ihtilalinin iç yüzüne vakıf ve ana hedefini biliyordu,diğerleri ise mahalli ihtilal koministleri idi.

            ……1917’de rusyadaki kominist ihtilallerinin dış ve şef organizatörleri Amerikan yahudisi milyarder Jakop Şif (tir.)(31 Mart ihtilali için bir milyon dolar,1917 rus ihtilali için 12 milyon dolar sarfeden yahudi)…[17]

            “1917 Rusya bolşevik ihtilaline kadar dünya siyonizmi milletleri ırk ve din uğruna birbirine karşı savaşlar ve iç ihtilallere sevketmiştir. 1917’den sonra dünya siyonizmi milletlerin karşısına yeni bir taktikle çıkmıştır: İktisadi Sistem. Şimdiden sonra dünya milletlerini pek kanlı savaşlara sevkedecek olan amil iktisadi sistemdir. Devletlerin yıkılışı ve yeniden kuruluşuna daima iktisadi faktörler tesir edecektir.”[18]

            Özetle;Rumi takvimle 31-Mart 1325,asıl 13-Nisan-1909’da olan bu olayla Abdulhamid tahttan indirilmiş ve Meşrutiyet kurulmuştur. Abdulhamid Han çetelerin silahlanmasına karşı müslümanı müslümana kırdırmamak için birliklerinin silahlarını toplatarak, kan akmasını önlemiştir.

            Sultanın Hal’ kararını tebliğ edenler içinde bir Türk yoktu. Bunlar; Emanuel Karasso, Esat Toptani, Âram Efendi ve padişahın uzun seneler yaverliğini yapan Arif Hikmet Paşa idiler. Durumu öğrenen Padişah; ”Bir Türk Padişahına,İslâm halifesine hal’ kararını bildirmek için bir yahudi, bir ermeni, bir arnavut ve bir nankörden başkasını bulamadılar.” demiştir.

            31 Mart vak’asının gizli tertipçilerinden Selim Sırrı Tarcan ile Rıza Tevfik bey şu itirafta bulunmuşlardır:”1908 ihtilalinden evvel, bizleri başta İngiliz sefiri olmak üzere fransız, italyan sefirleri de çok teşvik ettiler Onlardan büyük mikyasta fikir muaveneti ve teşvik gördük.” 

            Rıza Bey buna rağmen ziyaretine gittikleri ingiliz sefirinden kabul görmediler, yıllar sonra oğluu Londra da  ziyarete gittiğinde hem oğlu hemde kendi maddi yardım gördüğünden teşekkür için Lordu ziyaretinde, önceki ziyaretlerinde soğuk davranmalarının sebebini sorduğunda; istediklerinin yapıldığını ancak neticenin alınmadığını şöyle izah etmiştir: ”Zira ihtilal yaptınız, gerçi Kanuni Esasi geldi, fakat sultanda hele hilafet müessesesi de yerinde bâki…”

            İlgi sebeblerini de şöyle belirtir:”Ha…Dostum Rızâ Tevfik Bey… Biz Mısır’da bilhassa Hindistan’da İslâm kitlelerini idâremiz altına alabilmek için milyonlarca altın harcadık, muvaffak olamadık. Halbuki Sultan Yılda bir defâ bir “selâm-ı Şâhâne”, bir de “Hafız Osman Kur’ân-ı Kerîmi” gönderiyor, bütün İslâm ümmetini, hudutsuz bir hürmet duygusu içinde, emrinde tutuyor.

İşte biz ihtilâlden ve siz Jön Türklerden ihtilâl sonunda, sultanların da, hilâfetin de, yâni bir selâm-i Şâhâne ve bir Hâfız Osman Kur’ân’ıyla kitleleri avucunda tutan kuvvetin de devrilmesini bekledik, aldandık. İste bu sebeple bir soğuk adem-i kabul gördünüz…”

            Sözü yine Mahir Kaynak’ın sözüyle bitirelim: ”Bugün darbe yapmayı planlayanlar varsa Türkiye halkını;”Evet, bunun için darbe yapılır. ”dedirtecek bir takım eylemlere ihtiyaçları var. Bu da bellidir, Türkiye’nin bölünmesi…Çok vahim bir olay. Türkiye açısından ancak böyle bir konumda askeri darbe olabilir (ve) Güneydoğu darbeye hizmet etmiyor.”[19]diyor.

            Necib Fazıl şiirinde: Mehmed’im, başlar yüksekte

                                             Ölsekde sevinin, eve dönsekde

                                             Sanma bu tekerlek kalır tümsekde

                                             Yarın elbet bizim, elbet bizimdir.

                                             Gün doğmuş, gün batmış,

                                             Ebed bizimdir…                                  

            -Surda bir gedik açtık, mukaddes mi mukaddes

             Ey kahpe rüzgar, her nereden esersen es…

 

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz
%d blogcu bunu beğendi: