Son Dakika
21 Ağustos 2017 Pazartesi
28 Mayıs 2016 Cumartesi, 09:08
Mehmet Özçelik
Mehmet Özçelik [email protected] Tüm Yazılar

31 MART VAK ‘ ASI – 2 –

31    MART       VAK ‘ ASI – 2 –   İşte bu İspanya asıllı yahudilerin çoğu, geçmişte İtalya cinsiyetini almış olup, İtalya locasına bağlıdırlar. Çünkü Roma belediye reisi Yahudi Nasan, Roma da masonluk için çok büyük ve müessir bir loca teşkil ettirmiş, aynı zamanda ”Nozati” ve “Sonino” adlarındaki iki yahudi reisi italya millet meclisinde masonluklarıyla bilinmektedirler.”             “Bundan birkaç […]

31    MART       VAK ‘ ASI – 2 –

 

İşte bu İspanya asıllı yahudilerin çoğu, geçmişte İtalya cinsiyetini almış olup, İtalya locasına bağlıdırlar. Çünkü Roma belediye reisi Yahudi Nasan, Roma da masonluk için çok büyük ve müessir bir loca teşkil ettirmiş, aynı zamanda ”Nozati” ve “Sonino” adlarındaki iki yahudi reisi italya millet meclisinde masonluklarıyla bilinmektedirler.”

            “Bundan birkaç sene önce; Selanikli yahudi ve şimdi selanik meb’usu olan İstanbulda millet meclisinde bulunan Amanuel Selanikte italya locasına bağlı bir mason locasını teşkil ettirmişti. İşte        bu yahudi Emanuel Karasso, ittihat ve terakkinin jön Türklerinden bir çok subay ve sivilin mason olmalarında rol oynamıştır. Bunu hedefi de yahudilerin Türkiyedeki yeni harekette nüfuz sahibi olmalarını temindir. Her ne kadar, ilk önceleri jön Türklere, Sultan Abdulhamidin hafiyelerinin kötü muamelelerini propaganda ile anlatarak bunların çoğunu kendi localarında muhafaza ve emniyet altına alabileceğini söylemişse de; İsmail mahir paşa bu  locanın gizli sırlarından bazı kısımlarına muttali olmuş ve yıldıza götürmüştü. Fakat az bir müddet sonra,31 mart 1909 hareketinde,bu İsmail Mahir paşa, ittihat terakki tarafından büyük işkencelere uğratıldı.”

            “İngiltere sefiri devamla: ”ittihat ve terakkinin çeşitli adlar altında kurdukları cemiyetlerinin hemen hepsi de mason localarına bağlıdırlar ve proğramları yahudiler tarafından tanzim edilmektedir…”[5]

            -Bediüzzaman, Divan-ı Harbi Örfi adlı eserinde olayın gelişmesini şöyle anlatır: ”Hakkın hatırını kırmıyacağım, hakikatı söyliyeceğim. Zira hakkın hatırı alidir, hiçbir hatıra feda edilmez. Kimin hatırı kırılırsa kırılsın,yalnız hak sağ olsun. Şöyle ki:

            “Otuz bir mart hadisesi ”denilen o saika ve müthiş fırtına, esbabı adide tahtında öyle bir istidadı tabiiyi müheyya etmişti ki;  neticesi hercü merc olduğu  halde, min indillah ehli kıyamın lisanına daima mucizesini gösteren ismi şeriat geldi. O fırtınayı gayet hafif geçirdiğinden, nisanın nısfından sonra ki gazeteleri indallah mahkum ediyor. Zira, o hadiseye sebebiyet veren 7 mesele ve onunla beraber yedi hal nazarı mütalaaya alınsa, hakikat tezahür eder. Onlarda bunlardır:

            1)Yüzde doksanı ittihat ve terakkinin aleyhinde, hem onların tahakkümü ve istibdadı aleyhinde bir hareket idi.

            2)Fırkaların meydanı münakaşâtı olan vükelayı tebdil idi.

            3)Sultan-ı mazlumu sukut-u musammemden kurtarmak idi.

            4)hissiyatı askeriyenin ve adabı dindarânelerinin muhalif telkinatının önüne sed çekmekti.

            (Pek çok büyütülen Hasan Fehmi beyin katilini meydana çıkarmaktı.)

            6)Kadro haricine çıkanları ve alay zabitlerini mağdur etmemekti.

            7)Hürriyeti, sefâhete şümulünü men’ ve âdâb-ı şeriatla  tahdid ve avamın siyaseti şer’i bildikleri yalnız kısas ve kat’ı yed haddini icra idi.

            Fakat zemin bataklık ve dam ve plan serilmişti. Mukaddes olan itaat-ı askeriye feda edildi. üssül esas esbab,f ırkaların taraftarâne ve garazkarâne münakaşâtı ve gazetelerin belağât yerine mübalağât ve yalan ve ifrat-perverâne  keşmekeşleri idi. Bu metâlibi seb’ada; nasılki yedi renk çevrilse yalnız beyaz görünür. Bunda da yalnız ziyayı şeriatı beyzâ tecelli etti. Zira fesadın önüne sed çekti.”[6]

            “Ben mart hadisesinde şuna yakın bir hal gördüm. Zira İslâmiyetin meşrutiyet-perver ve hamiyetli fedaileri cevheri hayat makamında bildikleri nimeti meşrutiyeti şeriata tatbik ile,ehli hükûmeti adalet namazında kıbleye irşad; ve namı mukaddesi şeriatı meşrutiyet kuvvetiyle i’lâ;ve meşrutiyeti şeriat kuvvetiyle ibka; ve bütün seyyiatı sabıkayı muhalefeti şeriat üzerine ilkâ etmek için bazı telkinatta ve teferruatın tatbikatında bulundular. Sonra sağını solundan farketmeyen –haşa- şeriatı istibdada müsait zannederek; tuti taklidi gibi ”şeriat isteriz” demekle maksad ortada anlaşılmış oldu. Zaten planlar serilmişti. İşte o vakit yalan olarak, hamiyet maskesini takan bazı herifler o ismi mukaddese tecavüz ettiler. İşte cay-ı ibret bir nokta-i siyah!..”[7]

            -Abdulhamidin hatıra defterinde ise:”31 Mart gerekçesini “ittihat ve terakki cemiyeti “ile bu cemiyete dayanan hükûmetin tecrübesizliği ve tedbirsizliği hazırladı. Başta Kamil paşa zade ile İsmail Kemal bey oldukları halde, bir takım ittihat terakki muhalifleri bu durumdan yararlandılar. Basın, bilmeyerek ve tehlikeyi hissetmeyerek ateşi körüklüyordu. Nisanın birinci günü yayınlanan gazeteler genellikle ayaklananların şakşakçısı olmuş ve Murad beyin Mizanı çok ileri giderek subaylarını öldüren erlere gazilik dağıtmıştı.”

            Ve”31 Mart olaylarıyla benim kesinlikle ilişkim yoktur. Hatta kendiliğinden gelmiş bu fırsattan yararlanmaya bile tenezzül etmedim. Eğer olaylara girmek isteseydim ve yararlanmayı düşünseydim, bu gün Beylerbeyinde değil, yıldız sarayında bulunurdum.”

            -“Eski Şeyhulislamlardan Cemaleddin Efendi ise: ”O hadisenin, ittihat ve terakki tarafından tertip edildiğini” ifade etmektedir.”

            Bediüzzaman ise burada; nasihatlarıyla yatıştırıcı rol oynamıştır. Kendisi kesinlikle katılmamıştır. Derviş Vahdetinin Volkan gazetesindeki kışkırtıcı yazılarına mukabil, tesirini kırıcı ve halkı teskine tesir edici yazılarıyla bir çok insanın katılmamasına yardımda bulunmuştur. Zira o gerçek rengi görmüş, oyunu anlamıştı. Katılmamış, yardım da bulunmamıştır, avamın alet olmasına…[8]

            31-Mart gibi, Şeyh Said ve Menemen hadiselerinin arkasında bir komplo görülmektedir. Nitekim hala da 28 şubat kararları ile belli kesime kızılmış, umumun malı olan Kur’an kursları ve İmam-Hatibler kapanarak inançlı insanlar rencide edilmiştir.

            Menemen Hadisesi ki; konuda Rıza Nur şöyle der:”…Bu gün gelen Milliyet gazetesi de Menemen isyanından bahsetmektedir. Dediğimiz oluyor. Mustafa Kemal’in,  milletin kendi aleyhinde olduğunu görünce yeniden bir terör yapacağına hükmetmiştik. Demek başlıyor. Zannımca bu isyan ehemmiyetsiz bir şey olacak. Belki hükümet tarafından teşvik edilmiştir. Çünki teröre vesile yapacaktır. Hatta serbest fırka erkanın da bununla müşterek olduğunu söylüyorlarmış. İşte ne kadar katliam edilecek menfaatlarına muzır görülen adam varsa bu vesile-i cemile ile temizlenecektir.” Ve devamla:

            “..Bu fırka işi de bitti. Şimdi bunun intikamı ve kanlı neticesi olacak ki bu feci…İleri atılmış türlü kahırlara, hakaretlere, maddi zararlara, hapislere uğrayacaklar, hatta canlarını kaybedenler olacaktır. Gazi’nin seyahatı bunun mukaddemesi olsa gerektir. Bakalım ne olacak… Bunların bütün mesuliyetleri Fethi’nin boynundadır. Herkesin ileri atılmasına sebeb oldu, sonra alçakça onları bıraktı.” der.[9]

            Menemen’in Belediye başkanı, Atatürk’ü kızdıran şu sözü söyler: ”Bu olay, serbest cumhuriyet fırkasını lekelemek için tertib edilmiştir. ”ve Atatürk der:

            “Olayın siyasi kaynakları araştırılsın. Olayla ilgili görülen herkes şiddetle cezalandırılsın. Verilen ölüm cezaları hemen yerine getirilsin. Menemen artık lanetlenmiş bir beldedir. Bütün ahali boşaltılıp çevre illere dağıtılsın. Evler yakılıp hükümet meydanına büyük bir sütun dikilsin.”

            Herkes tarafından ittifak edilen gerçek şudur ki; Menemen olayı bir komplodur.

Nitekim daha sonraları da olduğu gibi. Burada esrarkeş üç Mehmetler kullanılmıştır. Derviş Mehmet, Sütçü Mehmet, Şamdan Mehmet’dir. Meslekleri belli, kendileri sarhoş kimseler olarak belli..

            Dini hiçbir yönü olmayan bir olay. Nitekim olayın içerisindekilerden biri şöyle der: ”Vallahi efendim, ben namaz bile kılmıyorum, oruç tutmadığıma dair şahitlerim vardır. ”Milletteki 60 yıllık burukluk, suçluluk hissi Menemen tertibinin menfi neticesidir.

 

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: