Son Dakika
19 Ekim 2017 Perşembe
26 Mayıs 2016 Perşembe, 07:48
Mehmet Özçelik
Mehmet Özçelik [email protected] Tüm Yazılar

31 MART VAK ‘ ASI – 1 –

31    MART       VAK ‘ ASI – 1 –               Mesele sineklerle uğraşmaktansa, sineklere vücudu ısırttıran, onları celb ve cezbeden durumun tesbitini yapmak…             Bir asırdır meydana gelen aksama ve aksaklıkları tesbit ve teşhis etmek… Hastaya yapılacak en iyi acil bir tedbirdir.             Evet, en büyük kaybımız ”Zaman israfıdır.” “Kaybolan asırlar”. Bizi uğraştıran sinekler değil, sinek üreten bataklıklardır.             Değmeyen, kıymet  ifade […]

31    MART       VAK ‘ ASI – 1 –

 

            Mesele sineklerle uğraşmaktansa, sineklere vücudu ısırttıran, onları celb ve cezbeden durumun tesbitini yapmak…

            Bir asırdır meydana gelen aksama ve aksaklıkları tesbit ve teşhis etmek… Hastaya yapılacak en iyi acil bir tedbirdir.

            Evet, en büyük kaybımız ”Zaman israfıdır.” “Kaybolan asırlar”. Bizi uğraştıran sinekler değil, sinek üreten bataklıklardır.

            Değmeyen, kıymet  ifade etmeyen, sineklerle yıllarca uğraş tık,

Uğraştırıldık; kaybettik, kaybettirildik…

            Gerek dahili, gerekse harici ellerin karıştırması ve karıştırılmasıyla hiç yoktan bu millete mesele çıkarılışmış ve yıllarca onun ile meşgul edilerek, sürekli suçlu sandalyesine oturtturulmuştur. Suçlu arandığında ise bir türlü bulunamamış, zira suçlu hep meçhullerde kalmış… Meçhuliyeti ise, nihâyet malumiyetinden!!!

            -İki yol var; biri, gelen neslin önündeki engellerin kaldırılması. İkincisi, gelen neslin engelleri aşması.

            Ancak ikinci bir yol olarak, üçüncü bir şık olan kaderin tecellisi olarak ortaya çıktığını görmekteyiz ki o da; her ikisi…

            Ayrılıklar içerisinde neticede birlik ve beraberlik;

            -Engelleri tanımayanlar, kaldırmaya çalışanlar ve engelleri aşanlar. Aşmaya ve açmaya çalışanlar…

            -Peki zararlar nasıl telafi edilecektir?

            İşçilikten ustalığa tüm insanımızın katılımını, imar ve tamire katkılarını sağlamak gerekmektedir. Başta vakıfların ihyasını ve ihya hareketlerinin hareketlenmesini sağlamakla…Kanunlarda düzenleme…Eğitimde ciddiyet ve kalite…Ekonomide denge ve düzen yoluna gidilerek, ihmal edilen akıl ve kalb ihmal ve eksikliği ve de birbirinden kopmanın yerini; maddi-manevi mükemmeliyet almalı ve de doldurmalıdır.

            -Tarihi parlak olan bir milletin bu kadar çarpışması, tarihi karanlık ve çarpışmalarla geçen bir milletin ise bu kadar barışık ve zahiri sessiz geçmesi gayet düşündürücüdür…

            Karanlık bir ortamda birbirimizi tanımadan ve anlamadan kavga etmekteyiz. Işıkları yakmalıyız!

            Hiçbir devirde, hiçbir devletin tarihi, bizimki kadar uzun müddet, bir asırdır gizlenip de saklanmamış, üstü küllenip de perdelenmemiştir.

            Harama, su-i istimallere geçit var, helale yok.. ve yasak…

            -12 Martın generali olan Muhsin Batur’dan itiraflar: ”Kurtuluş savaşından sonra cumhuriyet ilan edildi. Haddi zatında buna demokratik bir rejim denemez; ama demokrasiye giden yolu hedefledi. O zaman tek parti rejimi var, devrimlerin yerleşmesi için bazı katı önlemler alınmış.”

            -“Demokrasiyi de anlamadığımız için meclis ve parti tahakkümü başladı. Bir partinin mecliste diğer partiyi susturması, kurtuluş savaşında iki numaralı görev yapmış bir insanın meclisteki sözlerine dahi yayın yasağı uygulanması, tahkikat komisyonlarının kurulması sonunda 27-Mayıs olayını patlak verdi.”[1]

            -Türkeş diyor: ”Bir ihtilal olarak 27 Mayısı planlayanlardan, öncülüğünü yapanlardan biriyim…

            …her türlü hukuk düzeni, en iyi ihtilal düzeninden üstündür, iyidir..”

            -“Bazı generaller her gün genel kurmaya gelip genel kurmay başkanına bilgi veriyorlar, ikili oynuyorlardı. 12 Mart olmazda 15 mart olabilirdi.”

            -12 Eylül ile 12 Mart farkı konusunda ise:”12 Eylülün komuta kademesinde birlik ve beraberlik vardı, bizde ise yoktu. Komite konseyinde birbirimizle uyumlu değildik. Kuşak farkımız vardı, en genç bendim.”

            -“Demokrat partiyi askerler kapatmadı. Halbuki askerlerin kapattığı sanılır. Bir avukat dava açtı ve öyle kapandı.

            … 12 Eylülde tek kişi vardı. Kenan Evren ne dediyse o oldu. Maalesef onun görüşleri hiç de ilerici görüşler değildi.”[2]

            Genelkurmay eski başkanı ve DYP Kilis milletvekili Doğan Güreş: ”Askeri darbelerin Türkiyenin ilerlemesini engellediğini söyleyerek; kendisine de “darbe yapılmasını ”telkin eden mektupların geldiğini söyleyip, böyle bir şeyi düşünmediğini de belirtmektedir.

            Çekiç güç konusunda ise yorum yapmaktan kaçındığı belirtilerek, bu konunun milli güvenlik kurulunda değerlendirilmesi gerektiğini söyler.[3]        

            Evet. İleride meydana gelecek olayların ilklerinden biri de; İttihat ve Terakkiye karşım gösterilen bir tepki olayıdır.

            İrtica senaryoları ve uydurmalarının diğer adıdır 31 Mart…

            İleride ortaya konulacak ve atılacak olan senaryolara bir adım ve ayak atmadır 31 Mart…

            Tüm menfiliklerin halka, geçmişe, İslama mal edilmeye çalışmanın diğer adıdır 31 Mart…

            Yapılacak işlere meşruluk kazandırmak amacıyla toplumun başı üzerine konulan “Demoklesin kılıncı”nın diğer bir adıdır 31 Mart…

            31 Mart 1909’da seçilen kurbanlar-kurbanlık olarak seçilip-,ileride de seçilecek olan kurbanların diğer adıdır 31 Mart…

            -Olayın “İttihadî Osmanî adlı gizli bir cemiyetle başladığı ifade edilirken, gizlilik kendisini korur.[4]

            -“İyilik zannıyla kötülük yapmak ”kuralına, yapılanlar ne kadarda benzemektedir.

            Evet. Çok renklerin çalkalandığı bu olayda; tek bir renk görülüyordu: Şeriat…

            Bir irtica olayı olarak yansıtılmaya çalışılan bu vak’ada hedefler ve hesaplar, ileriye dönüktü.

            Belki de ileride yapılacak ihtilallerin çekirdeği olarak atılmış ve ekilmişti.

            Bediüzzaman olayı şöyle özetliyor ve netleştiriyordu: ”hem şeriat istiyorsunuz, hem şeriata muhalefet ediyorsunuz.” Zira “İtaat farzdır”  diyordu.

            -“Her taşın altından çıkıyor.” derler. Doğru. Şu İngilize bu atasözü ne kadar da uyuyor, değil mi? Hele 31 Mart ve ona benzer olayların altında..

            Bir-iki asırdır, peş peşe yapılmakta olan; suyu iyice bulandırmak, o bulanıklık esnasında yapılması gerekenleri yapmak…

            Ancak işin hazin tarafı; mesele ve problemin çözümünün yıllar ve asırlar almış ve de alacak olmasıdır. Buda delinin değil de, çok akıllı birinin kuyuya bir taş atması, yıllarca akıllıların bir türlü çıkaramamasına benziyor…

            Ve şu da görülmektedir ki; sudaki bulanıklılık oranının, berraklık oranından –kıyas olarak- hala fazlalığını korumasıdır.

            Bu birazda tahribin kolay, tamirin güç olmasından da kaynaklanmaktadır.

            Çok yönlü hedefler ise; surların yıkımıdır. Yani; Abdulhamid, arkasından Osmanlı, devamla İslâm alemi ve neticede İslâmın imhası idi…

 BİR İNGİLİZ SEFİRİNİN ÇOK GARİB İFŞAÂTI :

 “1910 senesinde İngiltere sefiri Cirad Lavsır İstanbuldan, İngiliz dışişleri bakanı Harding’e gönderdiği mektub; İttihat terakkinin içinde rol oynayan masonların ve bunlara kapılan tînetsiz bazı kimselerin hallerini ve durumlarını acib şekilde tasvib ediyor.

            Mektup,29 Mayıs 1910’da yazılmış, ancak mektubun mahiyeti ve ifşa ettiği sırlar İngiliz siyaseti icabı uzun zaman saklı kalmıştır. Ta 1974 yılında Londra üniversitesi siyasal bilgiler öğretim üyesi Prof. İli Kiduri tarafından  Arabik  politicak memores F.O 8000 adlı kitabında ve ““ritanya dış ileri bakanlığı belgeleri,193 A,”başlığı ve rakamıyla neşredilmiştir.

            İngilizce olan bu kitap, sonraları Prof. Dr. Muhammed Tevfik Hüseyin, Arapçaya tercüme ederek Bağdad’da münteşir”Afakı Arabiye” mecmuası 9. sayısında, sahife 56-dan 63-e kadar ki bölümünde ve mayıs 1978’de neşredildi.

            Ayrıca kitabul insan vel iman sahife 16-23 de de bu mektubun bazı kısımları neşredilmiş. bunlar:

            “Aziz Şarl,23 Nisan tarihli Gords’ın telgrafı ve 25 Nisan tarihli telgrafınız; Mısır’daki Muhammed Ferid, İstanbulda Masonlardan bir temsilci tayin ettiği şayiasına dairdir. ittihat ve terakki cemiyetiyle iç içe oldukları ve buradaki jön Türk hareketini idare ettiklerini ve buradaki Masonların, Türkiyedeki rol sahibi oldukları söylenen Avrupa Masonları hakkında biraz malumat vereyim:

            Şimdi size gizli ve şahsi olarak şunları bildiriyorum ki; Bu yeni Masonluk hareketi, İngiltere ve Amerikadaki Masonlardan ayrıdırlar. Buradakiler son derece siyasi ve gizlidirler. Çok gizli şekilde ve çok ustaca bunlara hülûl edilmezse durumlarından hiçbir malumat elde edilemez. Zira her hangi bir şahıs bunların ufak bir sırrını ifşa etmek istediğinde; onların gizli zebanilerin elinden çekeceklerini de beraber düşünür.

            Hem de siz bilirsiniz ki; Jön Türklerin Paristeki hareketi, Selanikteki Jön Türklerin hareketinden tamamen ayrıdır. Oradakiler, bunların hiç durumlarını ve nizamlarını bilmemektedirler.

            Şimdi Selanikte yüz kırk bin yahudi yaşamaktadır. Bunların sekiz bini İspanya asıllı yahudilerdir. Yirmi bini ise,”Lavi” sülalesinden olup müslümanlarla beraber yaşıya gelmişlerdir.

            

 

 

 

 

 

 

 

 

           

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: