Son Dakika
17 Ekim 2017 Salı

Fadıl Binzet’in Arşivine Girdik

29 Mart 2017 Çarşamba, 08:29

Merhum Fadıl Binzet Anısına

Fadıl Binzet’in Arşivine Girdik

“Gazeteci olmasaydım, ben olmazdım”

 

Adıyaman’ın duayen gazetecilerinden Fadıl Binzet’i kaybettik. Onun anısında, Gazetemiz eski Genel Yayın Yönetmeni Naif Karabatak’ın 12 yıl önce kendisiyle yaptığı söyleşiyi yayınlıyoruz.

Söyleşi üzerine…

 

İnsan ne kadar yükselirse, gönlü o kadar alçalmalıdır (Marcus Tullius Cicero)

Adıyaman’da Bugün Gazetesinde, Mehmet Emin Danış’la birlikte Hafta Sonu Sohbetlerini tasarlarken isim tespitinde ilk olarak Fadıl Binzet’i seçtik.

Fadıl Binzet 18 Eylül 1934 tarihinde Adıyaman’da doğdu. Evli ve 3 çocuk babası. 47 yıllık gazetecilik geçmişi var ve halen bu işi aktif olarak yapmaktadır.

Cumartesi günü evine telefon ederek bir çay içmeye geleceğimizi söyledik, kabul etti.

Evine gittiğimizde kapıda bizi birazda merakla karşıladı, ayağımıza birer çift terlik uzattı ve içeriye girdik.

Fadıl Binzet çok kibar bir insan. Nazik, güler yüzlü ve hiç kibir ve kaprisi yok.

Geliş sebebimizi söylediğimizde ilk tepkisi; “Benden başlamayın, zaten bir aradayız daha sonra olsun” dedi.

İlk kendisiyle başlamamızın bizce gerekçelerini sıraladık. Ama o da yapılmaması yönündeki ısrarını sürdürdü. Sonunda ikna etmeyi başardık.

Fadıl Binzet’in çok hoş bir sohbeti olsa da, kendisiyle ilgili konuşmayı sevmeyen birisi. Bu nedenle de zaman zaman zorlandık. Kendisinin övülmesini çok sevmediğinden yönlendirmeler bize kalıyordu.

Fadıl Binzet, polemiği sevmeyen, hiç kimse hakkında olumsuz bir şey söylemeyen ve kısır çekişmeyi sevmeyen birisi olunca, özellikle “kaliteli gazeteci” sorularımız yanıtsız kaldı.

Aynı şekilde ihtilal dönemleriyle ilgili sorularımızda bize geri döndü.

Ancak yazılmaması kaydıyla çok ilginç anılarını da bizlerle paylaşmadı değil. Verdiğimiz söze uyarak tabi ki bu bölümleri yayınlamadık.

Bazı sorularımıza espriyle cevap verdi, bazı sorularımızı “ya bu şık olmaz” diyerek cevaplamak istemediğini söyledi. Biz bu bölümleri de hiç sorulmamış kabul ederek söyleşiye katmadık.

47 yıldır gazetecilik yaptığı ve Adıyaman’ın saygın ailelerinden olduğu halde Binzet ailesinin medyaya çıkmayı pek sevmeyen bir yapıları var.

Eşinin kahve ikramını görüntülemek istedikse de gazetede resminin çıkmasını istemediğinden bu dileğimizde olmadı.

Ancak kibarlıkları, misafirperverlikleri ve sıcak ilgileri karşısında doğrusu biz ezildik.

Çocukluğumdan beri ilgiyle izlediğim gazeteci ağabeylerimden olan Fadıl Binzet’le söyleşi yapacak duruma gelmekte bizler için önemli bir aşamadır diye düşünüyorum. Zira her meslekte ustalarını takip edenlerin böylesine bir özleminin olması da doğal karşılanmalıdır. Eh, biz bu emelimize kavuştuk.

Şimdi sıra sizlerde, söyleşiyi okuyun kararınızı verin…

 

 

Naif KARABATAK

Fadıl Binzet’in Arşivine Girdik

“Gazeteci olmasaydım, ben olmazdım”

 

– 47 yıl öncesine gidelim ve gazeteciliğe nasıl başladığınızı sizden dinleyelim.

– Gazeteciliğe ortaokul yıllarında ilgi duymaya başladım. Gazeteciliğe çok meraklıydım. Birçok gazeteye mektuplar yazdım. “Adıyaman’a ait haberlerin sütunlarınızda yayınlanmasını, fotoğraflarının yer almasını istiyorum” diye talepte bulunmuştum. Bana 1957 yılı içerisinde Hür Vatan Gazetesinden olumlu cevap geldi. Bu gazete daha sonra Hareket ismini aldı. Ben de Hareket gazetesinin muhabirliğine devam ettim. 1959 yılında 1970’e kadar Cumhuriyet gazetesinde muhabir oldum.

– Hürriyet gazetesine geçmeniz nasıl oldu?

– Bu gazetelerde çok haberim çıktı. Bir gün Hürriyet Haber Ajansı Diyarbakır Temsilcisi Ömer Karacadağlı beni telefonla aradı ve “bize muhabirlik yapar mısın?” diye sordu. “Olur” dedim ve o günden beri Hürriyet camiası içerisinde görev yapıyorum.

– Muhabirliğiniz devam ederken memurluk da yaptınız?

– Evet, Milli Eğitim Müdürlüğü’nde memuriyete başladım. Bir süre sonra beni başkatip olarak tayin ettiler. O zaman Milli Eğitim Müdür Yardımcısı yoktu. Müdürden sonra başkatip gelirdi. Uzun süre başkatiplik yaptım. Sonra sicil şefi olarak görev yaptım. Yaklaşık 28 sene hizmet yaptıktan sonra emekliye ayrıldım. Emeklilikten sonra gazeteciliğe devam ettim.

– Valilik Basın’da da çalıştınız sanırım?

– Basın Halkla İlişkilerde çalışmadım ama Vali Agah Büyüksağiş’ın zamanında basın işlerini bana verilmişti, ben yürütüyordum. Resmi kurumlardan haberler bana gelir. Ben onları habere çevirir, daktiloya çeker, pelür kağıtlar vardı onunla çoğaltır, saat bir, bir buçukta gelen gazetecilere verirdim.

– Hala daktilo mu kullanıyorsunuz?

– Evet.

– Bilgisayar kullanmayı biliyor musunuz?

– Büromda bilgisayarım var ama ben daktiloyu tercih ediyorum.

– TRT Muhabirliğiniz ne zaman başladı?

– 1975 yılından beri TRT muhabirliği görevini de yürütüyorum.

– Tekrar öncesine dönelim. Gazeteciliğe merak sardığınız yıllarda Adıyaman’da mahalli gazete var mıydı?

– Bir veya iki tane vardı. Yeşil Adıyaman vardı, sonra Çığır gazetesi çıktı.

– Ulusal gazeteler?

 

Okuyucular, Gazeteleri Kiralıyor ve Gece Okuyup Tekrar Getiriyorlardı

– Adıyaman’a önceleri haftada bir defa gazete gelirdi. Mıççanların kahvesi diye bir yer vardı. Kıraathane denilecek bir yerdi. Ziraat Bankasının karşısındaydı. Masaların üzerinde bir iki gazete bulunurdu. Onun önünde boyacı Ali Badem vardı, dudak Ali lakaplıydı. Önceleri gazeteler haftada bir gelirdi. Ondan sonra hafta da ikiye çıktı. Posta geç gelirdi, akşamüstü. Gazeteyi kiraya verirlerdi. Günde 5 kuruşa veya 7,5 kuruşa verirdi ve “gece okuyun, sabah getirin, kırıştırmayın” derlerdi. Gazeteyi kiralayanlar gece okur, sabahları temiz katlayarak getirirler, Ali badem’e teslim ederlerdi. Ali badem’de esas abonelerine gazeteyi ulaştırırdı.

– Radyo’da sizin zamanınızda çıktı.

– Evet. Radyo Adıyaman’da çok azdı. Elektrik ve pil olmadığından akülü radyolar vardı. Yine Mıççanların kahvesinden örnek vereyim. Orada büyük bir akülü radyo vardı. Phlips marka. Radyoyu çalıştıracak bir teknisyene ihtiyaç vardı. Sandıkçı Mustafa akşamları gelirdi. O kalabalığın içerisinden şöyle gururla içeri girerdi. Radyoyu açar, bir iki hışırtıdan sonra Ankara Radyo’sunu bulurdu. Haberleri herkes pür dikkat dinlerdi. O zaman haberlere ajans derlerdi. Ajans bittikten sonra yine sandıkçı Mustafa radyoyu kapatırdı. Tabi akü boşalıyor. Kahvenin arkasında aküyü doldurmak için bir çark vardı. Şimdiki bıçak bileme çarkları gibi. Kolla çevrilirdi. Günde iki kişi nöbetleşe çevirirdi. Bu şekilde akü doldurulur, akşam ajansta da biterdi. Daha sonra büyük yuvarlak piller çıktı. Bizimde evde bir radyomuz vardı. Babam konfeksiyon işleri yapardı. İstanbul’dan almıştı.

– Televizyonun ilk geldiği zamanlar.

– Adıyaman’a televizyon ilk geldiği sıralarda yayın hem azdı hem de güçlü değildi. Karadağ’ın oraya bir yansıtıcı koymuşlar. O da genelde elektrik voltajı düşük olduğundan gece saat 9’dan sonra daha iyi olurdu. Her evde yoktu. Televizyonu olan eve misafirliğe gidilirdi. Televizyonu olan evlerin kapısının önünde 25-30 çift ayakkabı görebilirdiniz. Konu, komşu, dost, ahbap herkes geceyi orada geçirirdi. Ev sahibi çay kahve ikram eder ve misafirler izleyebildiği kadar izler, genellikle gece 12’de giderlerdi.

– Adıyaman’ın o zamanki durumu nasıldı?

– Adıyaman il olmadan önce nüfusu azdı, kaymakamlıkla idare ediliyordu. Bizim evimiz şehrin en son noktasıydı.

– Eviniz neredeydi?

– Yine buradaydı. (Bahçelievler Mahallesi) Tabi o zaman toprak damlıydı. Geniş bir bahçesi vardı. Kaymakam evi de buradaydı.

– Giyim kuşam, yaşantı nasıldı?

 

Herkes Gazete Okurdu

– İnsanlar boş zamanlarında kahveye giderlerdi. İnanmazsınız herkes gazete okurdu. Fötr şapka giyerler, takım elbiseler ve ellerinde baston bulunurdu. Bastonu yaşlılıktan değil, aksesuar olarak kullanırlardı.

– Ailenizde sanatla iç-içe olan isimler de vardı?

– Ailemizde sanata ilgi duyanlar vardı. Benim dedem Hüsnü hat öğretmeniydi. Hattattı yani. Zamanında ilkokullarda güzel yazı ders olarak öğretilirdi. Güzel sanatlara meyil belki de soydan geliyordu. Babam müzikle ilgilenirdi. Ben kalktığımda evde keman vardı. Ud vardı. Dolayısıyla o müziğe ilgi bende de gelişti. 1957 yılında Adıyaman’da ilk Musiki Cemiyetini kuranlardan birisi de benim. Cemiyetimiz şimdiki oturakçı pazarındaydı. Dursun Çavuş Camisinin müezzini Ali Koçak bizim hocamızdı. Kendisi her ne kadar müezzinlik yapıyorduysa da müziğe karşı bir ilgisi vardı. Notayı çok güzel okur. Bir gazeteyi okuyan vatandaş gibi o notayı okurdu. Şöyle söyleyeyim Sadettin Kaynak’ta bir din hocası ama öbür yandan da müzikle iç içe. Yüzlerce beste yapmıştır. Bugün bile o besteler zevkle çalınıyor, dinleniyor.

– Musiki Cemiyetinde siz de bir müzik aleti kullanıyor muydunuz?

– Keman çalıyordum.

– İstanbul’un beyefendisi varsa Adıyaman’ın da beyefendileri vardı. Siz de onlardan birisiniz. Bu aileden gelen bir şey mi?

– Mutlaka. Bunu söylemek belki hoş olmayacak. Dedem İl genel Meclis üyeliği yapmıştı. Ailemizden Belediye reisliği yapanlar oldu. Yani biz bürokrasiyle iç içe büyüdük. 1950’li yıllarda Malatya Valisi Ahmet Kınık Adıyaman’a geldiği zaman, bizim bu evin önünde 1500 metre karelik gül bahçesi vardı. Gelir akşamları orada çay içerdi. Yani farklı bir yaşantımız vardı.

– 22 yıldır emeklisiniz. 22 yıldır hiç kravatınızı çıkardınız mı?

– Geceleri çıkarıyorum (gülüşmeler).

– O zamanki sinemayı anlatır mısınız?

– Size ilginç bir şey daha söyleyeyim. Bizim sinemamız vardı. Bu evin damı sinemanın makine dairesiydi. Filimler buradan oynatılırdı. Güney tarafında perde vardı. Yılmaz Erdoğan’ın vizontelesini biz burada yaşadık. Karşı damlarda oturan aileler, akşamları dama çıkar sinemayı izlerlerdi. Tabi onlar bir yerde bedavacıydı. Bizde zaman zaman sinemanın ark kapağını açar, o tarafa ışık verirdik. Işık o tarafa yönelince “aha bizi çekiyor” der ve saklanırlardı.

– Sinemayla ilgili ilginç bir anı anlatabilir misiniz?

– Bir Arap filmi oynuyordu, sanırım ilk filmdi. Arap filmi oynadı. Filmde atlar, develer, koyun sürüleri falan var. Pehlivanoğlu Hasan derler. Onların dedeleri; “Maşallah Ferit efendinin (babam) bu kadar zengin olduğunu bilmiyordum. Böyle develerinin, sürülerinin, koyunlarının olduğunu bilmiyordum” demişti. Allah rahmet etsin.

 

O Yıllarda Sosyal Etkinlik Çok Fazlaydı

– Fotoğraf makinesini ilk siz mi aldınız?

– İlk değilse de ikinci diyebilirim.

– İlk otomobili de sizin aile almış öyle mi?

– 1930 yılında dedem Abdullah Binzet, Ford marka bir otomobil getirmişti. Adıyaman’da ilk otomobil bizde vardı.

– Sosyal etkinlikler nasıldı?

– O günün şartlarına göre Adıyaman’da sosyal etkinlik daha fazlaydı. Tiyatrolar gelir, konserler gelirdi. 3 tane sineması vardı. Belli bir kesim sinemanın müdavimiydi. Sinemaya genellikle ailece gelinirdi. Kızıyla, eşiyle, kız kardeşiyle birlikte gelirlerdi. Sosyal etkinlik çok fazlaydı. Konser vermeye o zamanın meşhur isimleri gelirdi. Sonradan televizyonlar çıkınca her eve bir sinema girmeye başladı. Bunun arkasından kalite düştü. Kalitesi düşen sinemaların önünden geçmeye bile çekinirlerdi.

– Teknoloji ilerledikçe Adıyaman sosyal etkinliklerde geriye gitmiş gibi bir izlenim ediniyorum. Bu doğru mu?

– Evet, sosyal hayat geriye gitti. Bunda belki yaşama şartlarının zorluğu, ekonomik sıkıntı vardır. Herkes iş, aş, ekmek peşinde. Eskiden böyle değildi.

– Hiç politikaya girmeyi düşünmediniz mi?

– Ben politikayı sevmiyorum. Onun için politika içerisine girmedim, girmemde.

– En çok hangi yemeği seversiniz?

– Yemekte pek seçme taraftarı değilim. Evdeki mevcutla yetinmeyi bilenlerdenim.

– Evde beğenmediğiniz yemek olursa?

– Benim beğenmediğim yemek bizim evde yapılmaz (gülüşmeler)

– Bugünlerde gazeteci ve gazetelerle ilgili çeşitli tartışmalar yapılıyor, polemiklere konu oluyor. Sizce iyi bir gazeteci nasıl olmalıdır?

– Ben gazetecinin objektif davranması yani tarafsız olmasından yanayım. Ben bunun uygun olduğunu düşünüyorum.

– 47 yıllık gazetecilikte ne kazandınız?

– Ben gazeteciliği ekonomik yönden düşünmüyorum.

– Gazeteci olmasaydınız ne olurdunuz?

– Gazeteci olmasaydım ben olmazdım.

– Spora ilginiz oldu mu?

 

Hakemlik de Yaptım

– Geçmiş dönemlerde Adıyaman’da lisanslı futbol hakemlerinden birisi benim. İki kişinin lisansı vardı birisi Beden Terbiyesi Bölge Müdürü Rıza Ertürk, diğeri de bendim. Bunun dışında saha gözlemciliği yaptım. Futbol Hakem Komitesi Başkanlığı yaptım.

– Kaç yıllık evlisiniz?

– 43 yıldır.

– Mesleğiniz gereği eve geç geldiğiniz oldu, belki evle çok ilgilenemediniz. Hiç sorun oldu mu?

– Hayır. Bu konuda hiçbir sıkıntı olmadı. O benim ne yaptığımı, ne yapacağımı çok iyi bilir. Hani geciktiğim zaman “mutlaka bir işi vardır” gecikmemin sebebini bilir. Onun için sorun olmaz.

– Aranızda bu konuda hiç tartışma çıkmadı değil mi?

– Olmadı.

– Hangi okuldan mezunsunuz?

– Lise mezunuyum.

– O zamanlar lise mezunu olmak önemliydi sanırım.

– O zamanlar ortaokul mezunu olanlar bile parmakla gösterilirdi. Benim bir dersten takıntım vardı. Liseyi dışarıdan aldım. Ben Milli Eğitime müracaat ettiğimde iki kişi başvurmuştu. Şimdi bir memur sınavı yapsalar binlerce kişi başvurur.

– Sabah kaçta kalkıyorsunuz?

– Ben her sabah 7’de kalkarım.

– Gece kaçta yatıyorsunuz?

– Geç yatarım. Zaman zaman 12’yi bulur.

– Akşamları ne yapıyorsunuz?

– Gazeteleri gece okuyorum. Gündüz pek elime geçmiyor. Bunun dışında yazmam gereken haberleri de gece yazıyorum. Bu nedenle gece yatış sürelerim bazen uzuyor bire, ikiye kadar çalıştığımda olmuştur.

 

Politikayı Sevmedim

– Adıyaman’da gazeteci dediğimizde bizim aklımıza Fadıl Binzet geliyor. Bugüne kadar Cemiyet Başkanlığı yapmadınız, yönetimde bulundunuz ama neden başkanlık düşünmediniz? Bu tür oluşumların içerisinde aktif rol almadınız?

– Ben başta da politikayı sevmediğimi söylemiştim ya, o nedenle hiç düşünmedim.

– Siz polemiği de sevmiyorsunuz? Bugüne kadar hiç polemiğe girdiniz mi?

– Hiç polemiğe girecek bir konu olmadı.

– Hiç tekzip aldınız mı?

– Haberlerimle ilgili herhangi bir tekzip veya bir açıklama almadım. Çünkü ben haberi hep kaynağından araştırdım. İşin doğrusunu yazdım. Sokakta duyduğumu haber yapmadım. Ama sokakta duyduğumun peşine düştüm. Acaba bu nereden kaynaklanıyor? Diye. O benim için kaynak olmuştur ama haber olmamıştır.

– Adıyaman’da iyi gazeteci var mıydı?

– Geçmişte bir Ali Deniz, bir Sabri Galip Nakipler bir Sami Nakipoğlu bir Hüseyin Nakipler.. bunlar her zaman saygıyla anılması gereken gazetecilerdir.

– Şimdi var mı?

– Bugünden hiç bahsetmeyelim.

– Siz polemiğe girmezsiniz, düşüremiyoruz da. Fadıl Binzet’ten sonra (Allah gecinden versin) bu işi devam ettirecek kişiler var mı?

– Var olanlarla görüşüyor konuşuyorum zaten.

– Gazeteciliğinizin yanında fotoğrafçılığınız da var. Çok güzel fotoğraflarınız var. Bir defa sergi açtınız. Bu fotoğrafları kitapları düşünüyor musunuz?

– Düşünüyorum. O konuda bir çalışmam var.

– Ne zaman müjde alacağız?

– 2005 yılı içerisinde “Fadıl Binzet’in arşivinden dünden bugüne Adıyaman” başlığı altında, bir albüm yapmayı düşünüyorum.

– Eski hatıralarınızı kitaplaştırmayı düşündünüz mü?

– Vallahi düşündüm, fakat zaman bulamadım.

– Oğlunuz Ferit Binzet’de gazeteci. Onu bu işe siz mi sürüklediniz yoksa kendisi mi istedi. 3 çocuğunuz var, başka gazeteciliğe meraklı olan çıktı mı?

– Ferit bu işe meraklı çıktı. İşini de iyi yapıyor kanaatindeyim. Ferit ve Tayfun isminde iki erkek, Rezzan isminde bir kızım var.

– Bir oğlunuzu trafik kazasında kaybetmiştiniz, Allah rahmet etsin.

– Evet, Dilaver…

– Hiç köşe yazısı yazdınız mı?

– Kısa süreli oldu.

– Üç askeri ihtilalde de gazeteciydiniz. O dönemlerde askerlerle polemik yaşadınız mı?

– Yaşamadım. Ben her zaman bir saygınlık ortamı oluşturmaya çaba sarf ettim. Bunda da muvaffak oldum.

– Köşe yazısı yazsaydınız, polemiği o zaman görürdünüz. (gülüşmeler)

– Geçmişte de şimdi de diyalogum herkesle ve her kesimle iyi oldu.

– O zamanlar bir memurun gazetecilik yapması yadırganıyor muydu?

– Pek yadırganmıyordu.

– Peki şimdi neden yadırganıyor?

– Bence o kişilerin davranışından kaynaklanıyor.

– Bugüne kadar kaç plaket aldınız?

– Epey var, saymadım. Benim aşağıda ufak bir bürom var. Arşivlerim de orada, plaketlerimde.

– İlimizde halen gazetecilik yapan ve yapacak olan meslektaşlarınıza neler tavsiye dersiniz?

– Ben meslektaşlarıma daima objektif, doğru haber yayınlamalarını tavsiye ederim.

– Arşiv yönünden hayli zenginsiniz.

– Evet. Ben arşiv yapmaya meraklıyım. Aşağıdaki büronun dışında üzerinde oturduğunuz divanların altında bile evraklarım var. Eşimin tek şikayeti evraklarımın fazlalığıdır. Bunları kendime göre ayırmışım. Kolay bulabileceğim şekilde dosyalı. Siz bilgisayarla yapıyorsunuz o daha kolay ama ben de kendimce kolay hale getirmişim.

– Meslek hayatınız boyunca en ilginç haberinizle, en zorlandığınız haberinizden birer örnek verebilir misiniz?

– Bazı ailevi meseleler var ama söylemesek daha iyi olur. En çok bunlardan sıkıntı çektim. (Yayınlanmamak kaydıyla birkaç haberini anlattı) Ben bir haber için bir ailenin şerefini, haysiyetini ayaklar altına alamam, almadım da. Ailevi meselelere çok girmiyordum.

– Haberlerinizin ses getirmesiyle sorunları çözülenlerden bir örnek alalım isterseniz.

– Yıllar önce kendi imkanlarıyla okul yaptıramayan köylüler vardı. Öğretmen talebinde bulunan köyler vardı. Biz bunları haber yaptık. O köye okul yapıldı ve öğretmen atandı. Tabi bunlar sevindirici olaylardır.

(Yazılmaması kaydıyla çok ilginç bir haber örneği daha verdi)

– Fadıl Binzet bulunduğu yerden memnun mu, daha başka yerlere gelmeyi düşlediniz mi?

– Bulunduğum yerden daha yükseğe çıkmam için, bulunduğum mekanı değişmem lazım. Biz de Adıyaman’a bağlı kaldığımıza göre bu yeterli.

– Askerliğinizi nerede yaptınız?

– Acemiliği Kütahya’ydı, eğitimden sonra Malatya’ya geldim. Havacıydım. O zaman kurslar vardı. O zaman ki mevzuat şuydu, kursu birincilikle bitirenler, hem çavuş oluyor hem de kura dışı dilediği yere giderlerdi. Ben de birinci çıktım. Malatya yakın diye orayı tercih ettim.

– Eşinizle görücü usulüyle mi evlendiniz?

– Akrabamdı zaten, tanıyordum. Babamın dayısı oğlunun kızıydı.

– Aile ilişkileriniz nasıl, iyi bir eş misiniz, iyi bir babamısınız?

– Kendi kanaatime göre iyiyim.

– 43 yıllık evliliğinizde önemli sayılacak problemleriniz oldu mu?

– Ben sorun oldu diyemem. Karşılıklı anlayış, karşılıklı sevgi, saygıyla bağlı bir birliktelik olursa orada sorun olmaz.

– Takım tutar mısınız?

– Tutmam, hiç tutmadım.

– En sevdiğiniz müzik ve sanatçı?

– Türk Sanat Müziğini zevkle dinlerim. Türk sanat müziği programları olduğu zaman ekran başından ayrılmam. Sevdiğim sanatçıya gelince o çok. Hangisini sayayım. TRT kadrosunda olanları, Mehmet Şafak, Ziya Taşkent, Hilal Çelebi, Neşe Dursun, Seçil Başer… şu anda ismini hatırlayamadığım bir çok sanatçıyı zevkle dinlerim.

– Kitap okuyor musunuz?

– Kitaba fazla zaman bulamıyorum. Şu sıralar okuyamıyorum.

– Sinemaya gider misiniz, televizyonda film izler misiniz?

– Film izlemiyorum. Televizyonda çoğunlukla belgeselleri, haberleri ve Türk sanat müziğini izlerim.

– Kaynanam olur musun, gelinim olur musun gibi programları takip etmiyor musunuz?

– Hiç birisini takip etmem. İzlemedim de. O tür programlardan hoşlanmıyorum.

– Efendim bize zaman ayırdınız, çok teşekkür ediyoruz.

– Ben de teşekkür ediyorum.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: