Son Dakika
24 Ekim 2017 Salı

Dede-Torun Sohbetleri: 6

13 Ekim 2017 Cuma, 09:06

Dede-Torun Sohbetleri: 6

 

—Bugün cumartesi, dedi Mehmet dede. Okulun yok. Önce ödevlerini yapalım. Ardından da  televizyondan maç izleriz. İşlerimizi bitirdikten sonra da yeniden bir program yaparız. Annenle baban bütün gün bir toplantı için evde olmayacaklar. Acıktığımızda da dışarı çıkar kendimize bir bumbar ziyafeti çekeriz, olmaz mı? Ne dersin?

—Yaşasın! Olur, hem de çok güzel olur.

Bu karar ve programın ardından dede-torun, hemen iş başına geçmiş ve kısa bir zaman sonra Mustafa’nın hafta sonu ödevlerini bitirmişlerdi. Saat 12.00 ye doğru dışarı çıkıp parkta biraz oyalandıktan sonra her zamanki lokantalarına giderek birer bumbarla  karınlarını doyurmuş, üstüne de birer tene helvası yiyerek evlerine dönmüşlerdi. Şimdi bir yandan çay ve pasta ile oyalanıyor, bir yandan da sohbetlerini sürdürüyorlardı.

—Dede, dedi Mustafa. İstersen bugünkü sohbetimize şehrimizdeki fabrikalarla başlayalım, olmaz mı? Hem öğretmen dedi ki: “Size gelecek hafta şehrimizdeki fabrikaları ödev olarak vereceğim.„ biliyor musun?

—İyi ya oğlum. Biz de ona hazırlık yapmış oluruz. Sohbetimiz de senin ödevin için bir ön çalışma olur.

—Haydi  öyleyse, seni dinliyorum. Başlıyoruz.

Mustafa’cığım, eskiden Adıyaman’ımızda fabrika mabrika yoktu. Bir tek iplik fabrikası vardı. O da bir çalışır, bir ara verirdi. Ne bir atölye, ne bir tezgâh, ne de küçük veya büyük bir sanayi sitesi vardı. Her şey dışarıdan gelirdi. Araban bozulsa parçası Adana’dan, Antep’ten, İstanbul’dan getirtilirdi. Günlerce beklerdin tamir  ettirmek için.

—Peki, şimdi nasıl dede?

—Allah’a şükür oğlum. Şimdi durumumuz çok çok iyi. Devlet, şehrin dışında çok büyük bir araziyi fabrikalar ve benzeri yerler için ayırdı. Oranın yolunu, suyunu, elektriğini, kanalizasyonunu hazırladı. Oraya sanayi sitesi diyorlar. İnsanlar da oraya fabrikalar, atölyeler, tamirhaneler, imalathaneler kurdular. Şimdi orada onlarca fabrika ve atölye var. Harıl harıl çalışıyorlar. Hem fabrika ve atölyeler eşya üretiyor hem de insanlar orada çalışıp  para kazanıyorlar.

—Dede, imalathane dedin; imalathane ne demek?

İmalathane, yapımevi demek oğlum. Örneğin; oranın sahibi demiri, çeliği, motor parçalarını, tekerleri vesaireyi alır; yapımevinde çeşitli araç-gereçler, eşyalar yapıp satar.

—Yani dede, şimdi bizim fabrikalarımız da orada bir şeyler yapıp satabiliyorlar mı?

—Elbette oğlum, tabi ki satıyorlar, Hem yurt içinde birçok yerlere, hatta hem de yurt dışına bile sattığımız şeyler var.

—Peki dede, bizim orada ne çeşit fabrika ve yapımevlerimiz var? Biraz  örnek versene?..

—Mustafacığım, güzel oğlum! İstersen ondan önce biraz daha genel bir bilgi ile başlayayım. Mesela evimizde koltuklar, masalar, sandalyeler, büfeler, gardıroplar var değil mi?

—Evet var.

—Bunların yapılması için kereste, kontrplak, boya, cila, menteşe, kumaş, vernik gibi malzemeler gerekli değil mi?

—Evet. Onlar olmadan mobilyalar üretilemez.

—Güzel. İşte bir mobilyanın yapılıp üretilebilmesi için en küçüğünden en büyüğüne kadar gereken bütün malzemelere, bütün araç-gereçlere, bunların yapılıp ortaya konmasına ne deniyor biliyor musun?

—Ne deniyor dede?

—Mobilya sanayi deniyor oğlum. Şimdi söyle bakalım, mobilya sanayi dediğimde ne demek istediğimi, neleri kapsayıp içerdiğini tam olarak anladın mı?

—Anladım dede, hem de çok güzel anladım.

—İyi… Güzel… Şimdi ben hatırlayabildiğim bazı sanayi dallarını oğluma saymaya çalışacağım. Böylece Adıyaman’ımızda ne gibi sanayi dallarının olduğunu hatırlamış oluruz: Alüminyum ve yan sanayii, Ambalaj ve yan sanayi, Büro ve kırtasiye malzemeleri, Kimya sanayi, Makine sanayii, Oyuncak sanayii, Savunma sanayii, Ziraat sektörü, Arıtma ve temizlik sanayii, Elektrik-elektronik sanayii, Maden ve metal sanayii, Plastik yan sanayii, Yapı sektörü…

—Dede, bir dakika lütfen. Senin bütün saydığın bu sanayiler Adıyaman’ımızda var mı?

—Elbette oğlum. Tabi ki var. Bunlar sadece aklıma gelenler. Belki bunların ne demek olduğunu tam anlayamadın ama istersen bir tanesini, örneğin makine sanayiini açıp detaylarıyla oğluma sayayım. Bakalım bu sanayi dalının içinde neler varmış? Ne dersin? Açalım mı?

—Açalım dede. Çok iyi olur. Hem ben de daha iyi anlamış olurum.

—Bak oğlum, Makine Sanayiinin içinde şu dallar var: Ağır iş makineleri, ayakkabı makineleri, büro makineleri, gıda makineleri, matbaa makineleri, tekstil makineleri, torna tezgahları, ısıtma ve soğutma sistemleri, ayakkabı makineleri, mermer işletme makineleri, mobilya makineleri, temizlik makineleri, yedek parçalar, iş makineleri vesaire…

—Dede, şimdi senin sanayi sitesi dediğin yerde biz bunların hepsini yapabiliyor muyuz?

—Hepsini değil oğlum. Bir kısmını yapıyoruz. Bazılarının tamamını biz yapıyoruz. Bazılarının da parçalarını dışarıdan getirtip kendimiz de bir şeyler ekleyerek hazır hale getiriyoruz. Yani senin anlayacağın, tamamını yaptıklarımız da var, yarısını yaptıklarımız da…

—İnşallah ileride tamamını da biz yaparız, değil mi dede?

—İnşallah oğlum, inşallah!… Neden olmasın? Yapanların bizden nesi fazla?

—Peki dede, bizim fabrikalarımızın sayısını da biliyor musun?

—Al sana zor bir soru daha. Mustafacığım, sayı olarak tam bilmeyebilirim. Ancak çeşitlerini söyleyebilirim.

—Haydi öyleyse, çeşitlerini söyle dede. Bakalım bizim ne çeşit fabrikalarımız varmış.

—İstersen iplik ve undan başlayalım. Çünkü en çok un ve iplik fabrikalarımız var. Sen buna çimento, çuval, yağ, süt, yem, madeni eşya, makine parçaları, çelik ve mermer işleme fabrikalarını da ekleyebilirsin.

—Gene de epey varmış dedeciğim. Bunları öğrenmem lazım. Dedim ya, öğretmenimiz bize bunu ödev olarak verecekmiş.

—Merak etme oğlum. Ödev verildiğinde gene beraber yaparız. Kısacası oğlum, özetleyecek olursak, küçük büyük toplam 100’den fazla sanayi kuruluşumuz var diyebiliriz. Tabii buna kuruluş aşamasındakileri katmıyoruz şimdilik.

—Mustafa’m! Bak ezan okunuyor. Gel, bir ikindi namazı molası vererek bugünkü sohbetimizi de noktalayalım. Benim abdestim var. Eğer sen de kılmak istersen bir abdest al da gel, beraber kılalım. Nasıl olsa sen de ara sıra kılıyorsun.

—Tamam dedeciğim. Abdestimi alıp geliyorum, diyerek doğru banyoya koştu. Dedesinin öğrettiği şekilde abdestini aldıktan sonra yanına döndü. Mehmet dede de o arada namazlıkları sermiş, torununu bekliyordu. Birlikte namaza durdular. Şimdi sıra Allah’a şükür, hamd ve dua etmekteydi. Onlar da öyle yaptılar.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: