“Türkçe bilmeyen cennete gidemezdi”

21 Mayıs 2015 Perşembe, 10:03

Nevzat Çiçek’ten Kürtçe’yle ilgili ilginç anekdot

“Türkçe bilmeyen cennete gidemezdi”

 

Adıyaman Kültürünü Yaşatma Derneği (AKYAD) tarafından “İslam’a Karşı İslam Ortadoğu Ve Barış Süreci” konferans düzenlendi.

Yaklaşık dört yıldan beri AKYAD’da, İslam’ın ve Kuran’ın anlaşılması için dersler konferanslar düzenlediğini belirten AKYAD Yönetim Kurulu Başkanı Osman Fırat, Kuran’ın yaşayan ölüler için değil yaşayan insanlar için geldiğini söyledi.

Başkan Fırat, “Yaklaşık dört seneden beri biz her salı günü burada İslami çalışmalar yapıyoruz. Gerçekten İslam nedir. İslam’ın anlaşılması için Kuran dersleri veriyoruz.

Kardeşlerim, hepimiz bir taziye olduğu zaman gideriz ve hemen bir el-Fatiha deriz. Ne için ölü için değil mi Fatiha. Hiç düşündünüz mü Fatiha’nın dışında bir şey var mı?  Peki aklı kim yarattı, Kuran’ı kim gönderdi? Peki akılla kuran arasına çelişki olabilir mi? Allah’ım ben ölüyorum sana hamd ederim demek doğru olay mı? Sapıklardan eyleme ne alakası var? Peki bu akıllı bir iş mi? Mesela şimdi Allah Kürtçe bilir mi Türkçe bilir mi Lazca bilir mi? Hiç şüphesiz her şeyi bilir. Hangi dilde konuşursan konuş Allah bilir. Peki bu nasıl bir iş ya ben bunu başka yerde de söyledim. Mesela Yasin de aynı şey. Ölü için Yasin okudunuz. Yasin suresinde öyle bir şey yok tam tersine 70. veya 71. ayetinde diyor ki bu Kuran diriler için. Öyle ölüye Kuran okuduğun zaman profesörlerden birisi çok güzel bir benzetme yapmış diyor ki trafik kazası geçirmiş birisine trafik kuralları anlatmak. Diyelim ki Kuran okuduk ölüye şimdi ne diyorsun namaz kıl, zekAt ver, yalan söyleme, doğru söyle, ölüde demez ki hemşerim benden geçti sen kendine bak” şeklinde konuştu.

Gazeteci Yazar Nevzat Çiçek, diyalogla süslenen, içini boşaltılmış tevhit ve cihad kavramları üzerinde İslam coğrafyasının maruz kaldığı en büyük tehlikelere değindi.

Konuşmasına Allah Kütçe biliyor mu diyerek başlayan Gazeteci Yazar Nevzat Çiçek ise, “Allah Kürtçe biliyor mu kısmıyla başlamak istiyorum. Yıllarca makale gazetesinde çalışırken bir gün savcılıktan bir evrak geldi. Gittim dediler hakkında 301’den dava açılmış, o dönem düşünce suçu. Dedim hayırdır, dediler ki, sen Allah’a dil öğretmeye kalkmışsın. Tövbe haşa yanlış suçlama. Suçlamanın da bari alt yapısı olsun. Nedir mesele. Mesele şu; 1925’li yıllarda Diyarbakır da gerçekten yaşanmış bir olay. O dönem vatandaşa Türkçe konuş kampanyaları yapılıyor. Tabi millet Türkçe konuşmayınca devlet diyor ki bu milleti nasıl Türkçe konuştururuz. Ceza veriyor. Köyden şehre gelmiyorlar. Sonrasıyla da bir şey yapalım. Peki ne yapalım ne edelim eskiden Cuma günü şehir merkezine gelirlerdi. Bunlar nasıl olsa Cuma günü şehir merkezine geliyorlar. Biz diyanete, müftülüğe söyleyelim. Türkçenin kutsallığı üzerine hutbe versinler. Dolayısıyla vatandaş Türkçe konuşmaya razı olur. Hoca dediğimiz kişi işi çok çok ileriye götürüyor. Hutbeyi veriyor diyor ki, ey cemaat bileseniz ki Türkçeyi bilmeyenin cennete gitme şansı yok. Tabi bunun üzerine yaşlı bir amca camiden çıkıyor ağlaya ağlaya evine gidiyor. Hanımına anlatıyor. Hanımı da hüngür hüngür ağlıyor. Sora bir süre sonra çocukları geliyor bir bakıyorlar ki ikisi de ağlıyor. Diyorlar ki hayırdır neden ağlıyorsunuz. Hoca böyle bir hutbe verdi. Dolayısıyla da Türkçe bilmeyenin cennete gitme şansı yok. Baba sen birkaç kelime biliyorsun kurtarırsın. Ee annemde biliyor. Oğlum biz kendimize ağlamıyoruz Allah’ın resulüne ağlıyoruz. Dolayısıyla da bu Türkçe meselesi hakikaten böyleydi bir ara” dedi.(İHA)

Yorum

  1. Zehra

    9 Kasım 2016 at 15:21

    Derneğimize üye olmak istiyorum nasıl olurum

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz
%d blogcu bunu beğendi: