Son Dakika
22 Ekim 2017 Pazar

Önemli olan il olmak değil, kent olmak

01 Aralık 2014 Pazartesi, 09:39

Adıyaman 60 yıl önce il olmuş ama…

Önemli olan il olmak değil, kent olmak

 

Haber-Yorum: Naif Karabatak

Adıyaman, bundan tam 60 yıl önce Malatya’nın ilçesiyken, il oldu yani vilayet oldu ama o günden bu yana bir kentin sahip olması gerekenlere asla sahip olmadı. Bütün bunların yanında geçmişle bağını kopardı; bölündü, parçalandı, kültürü, sanatı, sporu yok edildi.

60 yıldır il olan kentin kültüre dair neyi varsa yok edildi, olanlar sahiplenilmedi, tarihi kalıntılarının yok olmasına göz yumuldu, elde tutmak isteyenlere destek verilmedi ve 60 yıldır il olan bir yer, bir kentin sahip olması gereken değerlerin hiçbirine sahip olmadı.

60 yılda Adıyaman çok mesafe aldı. Yatırımlarla, büyüyen nüfusuyla, yerleşim alanlarıyla, binalarıyla, yollarıyla çok mesafe aldı. Ancak, 60 yıl önceki imkânla bile sahip olamayan bir kent haline büründü, hem de sessizce.

60 yıl önce sahip olduğu kültürel değerler, sanatsal çalışmalar, spor aktiviteleri, yeni imkânlara, gelişen teknolojiye, ulaşımdaki kolaylığa, iletişimdeki hıza rağmen sahip olamadı.

Tiyatrosu olmayan, sinema salonu bulunmayan, tarihi kaynağa ulaşılmayan, spor imkânı verilmeyen, kültürel kimliği belirlenmeyen, tarihine sahip çıkılmayan, bir şehir müzesi olmayan, yapıları korunmayan, dokusu muhafaza edilmeyen bir il oldu ama asla kent olamadı.

Kentlilik bilinci, bir arada yaşama kültürü, tarihi kazanımları “huzur kenti” lafının arkasına sıkıştırıldı durdu ama kimse bunu kaşımadı, kaşıyansa makbul görülmedi.

Oysa bu kentin kaybolan bir geçmişi vardı ve bu mutlaka yeniden kazanılmalıydı. BU kentin değerleri vardı ve onlara imkân verilmeliydi. Bu kentin sanatçısına, sporcusuna, yazarına, çizerine fırsat vererek, geçmişi kaybedilirken, geleceği kazanmanın yolu seçilmeliydi.

***

Yıllardır 1 Aralık’ta Adıyaman’ın il oluşu kutlanır ve yıllardır aynı günde gazetemizin manşetinde “İl olduğumuz” belirtilir, hemen ardından da “kent olamadığımız”a vurgu yapılır. Değişen bir şey yok. Biz bugün yine aynı şeyleri söyleyeceğiz. Çünkü 60 yıldır değişmeyen Adıyaman’da her yıl bir şeyler değişmiş mi diye bakarız ama yok. Aksine geriye gidişe engel olunamaması acı.

Adıyaman, Güneydoğu’nun incisi, Türkiye’de yeri bilinen iki sahabeden birisi olan Safvan Bin Muattal ve Dünyanın 8’inci Harikası Nemrut Dağı’nı bünyesinde barındırıyor. Perre Antik Kenti, Kahta Kalesi, Karakuş Tepesi ve Dünyanın önemli barajları arasında yer alan Atatürk Barajı’na sahip olan Adıyaman, bugün il oluşunun 60’ıncı yılını kutluyor. 60 yıldır olduğu gibi bu yıl da “vilayet” olarak kutluyor ama “kent” olarak değil. Belki “büyük bir köy” belki “büyük bir kasaba” ya da “büyük bir ilçe” olarak kutlama yapılıyor ama kent olmadığı için kentli bir kutlama da yok.

***

Adıyaman, 1954 yılına kadar Malatya’nın ilçesiydi. 1 Aralık 1954 tarihi, Adıyaman’ın ilçeden vilayete dönüş günüdür. O günden bu güne tam 57 yıl geçmiş. Peki ne değişmiş?

Bütün önyargılardan arınarak, arkamıza dönüp baktığımızda nelerin değişip, nelerin yerinde saydığını çok net görebiliyoruz. Elbette bazen kârlı, bazen zararlı çıktığımız yönler var ama halen “sahipsiz”iz, halen “yalnız”ız, halen “yoksun”uz, halen “yoksul” ve “çaresiz”…

Nemrut’u Malatya’ya kaptırmamak için verdiğimiz mücadele, Nemrut’tan turizm girdisi sağlamaya dönük çabaya yenik düşüyor. Üstüne de hem Çelikhan’ı, hem Sincik’i kaptırmamak için didinip duruyoruz.

Bir ilçemizi ve onlarca köyümüzü verdiğimiz Atatürk Barajı’na “bizim” bile diyemiyor, Şanlıurfa’nın nimetini yemesine kös kös bakıyoruz, acınarak, yutkunarak, hayıflanarak…

Sanki kentleşmede farklı mı, alt yapıda, üst yapıda, hatta kültür ve sanatta, farklı mı?

Bazı yöneticilerin, siyasilerin, seçilmişlerin “lüks” gördüğü her şeye muhtaç kaldı Adıyaman, Adıyaman insanı, Adıyaman’da yaşayan herkes.

Yıllarca “büyük bir köy” statüsünden asla uzaklaşamadı. Sonra “orta halli bir ilçe” daha sonra “büyük bir ilçe” ama asla “il” olamadı, doğrusu kente dönüşemedi. Bir kentte bulunanlar Adıyaman’da olmadı, Adıyaman’a çok görüldü.

Sosyal hayatı sıfıra yakın Adıyaman’da, hep öyle kalması için de çok büyük uğraş veren yöneticiler gördük…

Ekonomisi hiç ayağa kalkmadı, kalkacağı zaman da hep kaptırdık birilerine, hatta peşkeş çekmeye bile çalıştık, Nemrut’u komşu ile “verelim de kurtulalım” diyen yönetici ve siyasiler gördük…

“Kültür” ve “sanat” zaten bize lükstü. Ne yazarımıza sahiplendik, ne çizerimize, ne ressamımıza, ne de ses sanatçımıza veya başka sanat dalıyla uğraşanlara. Adıyaman’ı tanıtacak, Adıyaman’ı dünyaya duyuracak, gelecek nesillere önemli eserler bırakacak aydınlarımızı “yük” olarak gördük, köşe bucak kaçtık onlardan. Bırakın destek olmayı, köstek olmak için bile her yolu denedik…

Neler yaptık neler?

Büyüyen, gelişen üniversiteyi, iyi hizmet sunan hastaneleri, kırık dökük asfalt yolları, hep oynamaya başlayan parke kaldırım ve kilitli taşları, gelin mumu gibi yanan ışıkları, döşenmeye çalışılan doğalgazı, uyduruk kıytırık parkları, son yıllarda artan modern binaları, önünden bütün imkânları alınan çalışkan insanları ve asla “kabuğunu kırmaya gücü yetmeyen” siyasileriyle şekillenen bir kent olmaktan öte nedir Allah aşkına, Adıyaman dediğimiz bu güzelim kent?

Başına vurup ekmeği alınan ama asla sesi çıkmayan Adıyaman’ın her zaman “sahipsizlik” yakınması oldu. Her zaman “bize kimse sahip çıkmıyor” dendi, sahip çıkmak isteyenlere de “siyasi oyunlarla” asla fırsat verilmedi.

Ve biz Adıyaman’da “vilayet oluşunu coşkuyla kutlama” masalları uydurma peşindeyiz. Öyle bir masal ki, artık “coşku” sözünü de çıkarıp, sadece “kutluyoruz, kuru kuruya, neyi kutluyorsak!

Gelecek yıl aynı şeyleri söylememek üzere haydi bir kez daha kutlu olsun, yüzünüzde gülücükler doluşsun, içiniz neşe dolsun, yarınlarınız, bugünden daha iyi olsun!

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: